Yazılar

Fujifilm GFX 100 RF ile Hafta Sonu

Son birkaç yıldır kendimde farkettiğim bir şey var. Uzun ya da kısa bir seyahate çıkıyorsam son anda fotoğraf ekipmanıma bir bakış atıp sonra o çantayı almaktan vazgeçiyorum. Ancak fotoğraf odaklı bir seyahate çıkıyorsam tüm ekipmanımı alıyorum. Bu da bir yıl içinde ürettiğim fotoğraf sayısını oldukça azaltıyor. Aslında bu gibi durumlar için aradığım şey objektiflerden, çantalardan, filtrelerden ve daha birçok şeyden oluşan fotoğraf ekipmanı değil, sadece bir fotoğraf makinası. Fujifiilm’de ve farklı markalarda bu ihtiyaca yönelik çeşitli modeller var. Ama yıllardır gözümün alıştığı orta format kullanmaktan kaynaklanan bir görüntü kalitesi var. İstesem de bu görüntü kalitesinin altındaki fotoğraflar beni yeterince doyurmuyor. Halihazırda GFX100s orta format fotoğraf makinasına sahibim. Çektiğim her fotoğrafta tüm detayları ve ipeksi geçişleri görmek benim standartım haline geldi.  

Başka bir şey daha var.  Son zamanlarda belgesel fotoğrafçılık konusuna ilgi duymaya başladım. Bir fotoğraf karesini tamamen kendi dünyama uyarlamak yerine kendi gerçekçiliği ile de ele almak istiyorum. Bir olayın kendi halindeliğine sessiz bir şekilde eşlik etmek istiyorum. Henüz bu yönde çalışmalarım yok ama zihnim beni biraz o tarafa doğru çekiyor.

İşte bu iki değişken zihnimde beni oyalarken, tam da bu noktada GFX 100 RF’i deneyimleme fırsatı buldum. Bakalım benim dünyamdaki karşılığı nasıl oldu?

GFX 100 RF’de en çok merak ettiğim şey elde duruşuydu. Çünkü orta format bir sensöre sahip olduğu için ürettiği fotoğraflarda bir endişe taşımıyordum. GFX 100 RF elime geçer geçmez değişik senaryolarda elde tutuş provaları yaptım. Vizörden ya da LCD’den bakarak, tek elle ya da çift elle çekerek, vizör kullanarak ya da boynuma asarak tasarımın konfor düzeyini anlamak istedim. Tüm bu varyasyonlarda yekpare bir tasarım ve boyut ideal bir çizgide buluşmuş. Çünkü GFX 100 RF bu anlamda dünyadaki tek örnek. Yani full frame bir sensörden yaklaşık 1.7 kat daha büyük olan orta format bir sensör ilk defa rangefinder bir tasarımda ve bu kadar küçük bir boyutda duyuruluyor. RF’i karşılaştıracağım başka bir model bulunmuyor. Kendi sınıfının ilk örneği. 

Madem ilk tasarımdan başladım. O halde devam edeyim. GFX RF’in ağırlığı 735 gr. Boyut olarak, avucunuzda neye karşılık geleceğini yukardaki görselden tahmin edebilirsiniz. Hareket eden LCD ekranı bulunuyor. Çift kart yuvası, FF 28 mm eşdeğeri olan 35 mm bütünleşik objektif, ilk defa karşılaştığım aspect ratio (boyut) çarkı ve sade bir tasarımla öne çıkıyor. Fotoğraf makinası tek parça bir tasarıma sahip olduğu için pürüzsüz ve keskin hat geçişleri ile göz doyuruyor.  

Fotoğraf makinası bana Perşembe günü geldi. İlk gün tasarım detayları ile vakit geçirdim. Kısa sürede bütünleştiğim ve benimsediğim bir tasarım oldu. Hatta ilk ve ikinci gün makinayı laptop çantamdaki bir boşlukta taşıdım. Bahsettiğim işte tam olarak buydu. Yanımda olacak ama ben buradayım diye öne çıkmayacak. Hafta sonu için çekim planlamaya başladım. Bu sürede de çektiğim birkaç fotoğrafa bilgisayar üzerinden baktım. Her ne kadar 100 serisi GFX’ler ile aynı boyutta olan (44x33mm) bir sensöre sahip olsa da her fotoğraf makinasının farklı bir görüntü karakteri var. Fujifilm GFX 100 RF’de gözlemlediğim ise kontrast düzeyinin diğer GFX’lerden farklı olmasıydı. Gerek bütünleşik bir objektif olmasından gerekse yazılımındaki uyarlamadan dolayı  biraz daha keskin ve kontrast fotoğraf sonuçları aldım. Sanırım RF renk ve ton karakteri için ayrıca çalışılmış. 

Eski bir GFX kullanıcısı olarak tasarımın üzerinde çok fazla durmamın nedeni açık. Çünkü görüntü kalitesi beklediğim gibiydi. Ne hemen bir ISO testi ne de dinamik aralık testi yaptım. Ama sizler için yine de yazının ilerleyen kısımlarında bunlardan örneklerle bahsedeceğim.  Hatta indirip incelemeniz için birkaç tane orijinal raw dosyası paylaşacağım.

GFX 100 RF’in üçüncü gününde onu bir arkadaşımın da tavsiyesi ile Kapadokya’daki bir çömlek atölyesine götürmeye karar verdim. Ters ışık, iç mekan ve insan öğelerinin bir arada kullanılmasıyla benim de ilgimi çekti. Hem daha önce bahsettiği yerin fotoğraflarını instagram’da fazlaca görmüştüm. Acaba belgesel olarak yorumlayabilir miydim? 

Chez Gökhan… Bir yönüyle başkaca çömlek atölyelerinden öne çıkıyor.  Çeşitli mecralarda yer almasıyla birlikte Kapadokya’nın da bir yüzü haline  gelmiş. Kendi deyimiyle fotoğrafçıların, tanıtımcıların ve dizicilerin de uğrak yeri olmuş. Bana kalırsa  bunda kendisinin iletişime açık ve misafirperver yönleri de belirleyici olmuş. 

Atölyesinin avlusunda ve kum tepelerinin üzerinde yer alan iki ayna bizi karşıladı. 

Chez Gökhan’ı bir gün önce aradığımda özellikle sabah gelmemi istemişti. Ben ise belki sabah gelemem dediğimde, neyse önemli değil demişti. O aynaların da aslında ne için olduğunu anlamış oldum. Chez Gökhan adeta kendi atmosferini hazırlayan bir performans sanatçısı gibi her ayrıntıyı inşa ediyordu. Bizi bekleyen ışık hüzmeleri içindeki final fotoğrafı için kolları sıvadı. Ben ise sadece onu izledim. Çift ayna sayesinde terste kalan güneşi bir şekilde kendi sahnesine yani tezgahına yönlendirdi. 

Diğer ambiyans ışıklarını da açtı. Sonra kendisine ait  sis makinası ile tüm atölyenin havasını değiştirdi. Kapadokya’nın algısına denk düşen bir şekilde  gerçekle düş arasında bir geçiş oluşturdu.  Atölyenin kapısı o dakikadan sonra bir geçite dönüştü. Artık sadece kendisi ve onu saran detaylar vardı. Objektifimi doğrultacağım başka bir istikamet kalmamıştı. Çünkü inşa ettiği bu sahne ışığıyla dokusuyla  bir fotoğrafçı için çok kışkırtıcı ve davetkardı.  Belgesel fotoğraf çekimlerim bu esnada sekteye uğradı ve bu cezbedici karelerden onlarca kez çekmeye çalıştım. Aşağıdan yukardan, yakından uzaktan.. 

İlk provalar yapıldı. Parmakların birbirinden ayrık olması gerektiğine kadar bir çok detay gözden geçirildi. Çünkü ışık hüzmelerinin geçmesi için her aralığa ihtiyaç vardı.  Güneş ilerledikçe içeriye düşen yansıması da yer değiştiriyordu. Bu yüzden her 15 dakikada bir aynalarla  tekrar kalibrasyon yapıyordu.

Renler, ışıklar ve dokular Chez Gökhan’ın son dokunuşuyla ortaya çıktı.  Başlangıçta boş bir fotoğraf kağıdı gibi duran atölyesi, tıpkı salladıkça ve bekledikçe beliren fotoğraflar gibi yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. 

Orada bulunduğum yaklaşık  iki saat boyunca videolar da almayı ihmal etmedim. Ama onu sizlerle paylaşmadan önce bu çekimlerdeki GFX 100 RF performansı hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.  Atölyedeki çekimlerin çoğunu F4 (ff 3.1) diyaframla çektim. Her fotoğrafın altında yazdığım EXIF bilgilerinden inceleyebilirsiniz.  Benim için çok rahat ve firesiz bir çekim oldu. Başlangıç fotoğraflarını renk profili olarak  Fujifilm Acros ve Monochrome olarak düzenledim. Final fotoğrafını ise Capture One üzerinden düzenledim. Fotoğraf makinasında IBIS bulunmuyor. Bunun sebebi ise fotoğraf makinasının boyutunu ve ağırlığını minimum seviyede tutmak.

Orta formatın yüksek ISO performansı nedeniyle yüksek shutterlarda bile iç mekanda pürüzsüz sonuçlar alınabiliyor. Aşağıdaki örneklerden yüksek ISO performansı ve %100 crop halinden detay kabiliyetini inceleyebilirsiniz. 

Fujifilm GFX RF her ne kadar video özellikleriyle öne çıkartılmasa da ben incelediğim her makinayla bir de video çekiyorum. Aşağıdaki videonun tamamını elde çektim. Flog-2 ve h265 422 olarak çektim. RF 10 bit 422 olarak dahili kayıt yapabiliyor. Ayrıca harici olarak SSD’ye de proress kayıt yapabiliyor. Fotoğraf için bulunduğum ortamlarda da pratik bir şekilde çeşitli klipler almak,  anı olarak güzel bir değer katıyor.

GFX100 RF nasıl bir makina diye sorduğunuzda, duyacağınız öne çıkan yönleri şöyle sıralanacaktır. 

  • Sabit lensli rangefinder orta format (44×33 mm) fotoğraf makinası 
  • 4 Stop Dahili ND filtre 
  • 35 mm (FF 28)  bütünleşik objektif F4 stop (FF 3.1)
  • Leaf Shutter (Perde sistemi yerine yaprak sistemi) 
  • Ergonomi ve retro tasarım 
  • GFX 102M CMOS II Sensor
  • X-Processor 5 İşlemci
  • Kendi açısıyla birlikte 4 kademeli dijital tele dönüştürücü 
  • 422 10 bit 4K 30 FPS dahili video kaydı 

Bunların her biri ve önem sıralaması her kullanıcı için farklı olacaktır. Ancak benim sıralamamda orta format olması  ve tasarım yönü öne çıkıyor.  Eğer sadece JPEG çekim yapacaksam tele dönüştürücü çok işlevsel olacaktır. Yani tek bir objektifle 4 farklı uzaklıkta fotoğraf boyutu almak. Bunlar sırasıyla FF karşılığı ile 28 mm ,  35 mm , 50 mm ve 63 mm’ye denk geliyor. GFX karşılığı ise 35, 45, 63 ve 80 mm.

Yani bir kompozisyonu objektif değiştirmeden 4 farklı açıyla çekebilirsiniz. Bu açılardan hangisini tercih edeceğiniz ile ilgili aşağıda sizler için hazırladığım aynı görselin farklı açılarını  inceleyebilirsiniz.

Kapadokya’ya kadar gitmişken Erciyes’in arkasından dolanarak akşam vaktine yakın doğada ve yerel yaşam öğeleri ile GFX 100 RF’i deneyimlemek istedim. Aslında yarına da bırakabilirdim. Ancak çeşitlilik karşısındaki sonuçları görmek için sabırsız bir halim vardı. Çekmek istediğim her şeyi çekip fotoğraflara bakmak ve videoyu düzenlemek istiyordum.  

Sabit objektif daha sahaya ulaşmadan, beni bir disiplin altına sokuyor. O dakikadan sonra zihnim fotoğraf olabilecek her sahneyi 35 mm(ff 28)’lik bir açıya uyarlıyor.  Şöyle düşünüyorum. Tek objektifin var, olayın içine girmen gerekiyor, sahneye göre ileri- geri yapman gerekiyor. Çok duru bir perspektif. Fotoğrafçının konu haricinde düşüneceği herhangi bir değişken yok . 28 ve 35 mm gibi açılar doğası gereği yaşamın içinden gerçekçi bir açıyı yansıtıyor. Objeyi izole edip başka bir anlam dünyasına taşımaktan ziyade, kendi gerçekçiliğine yakın tutuyor. Bu haliyle de anı, belge ve gerçekçi fotoğraf dünyasına daha yakın duruyor.  Tabiki sanatsal bakış açısına hitap eden soyut yaklaşımlarda bulunmak da mümkün. Ancak benim dünyamda denk düştüğü yer, şu ana kadar çektiklerim ve düşündüklerimi kapsıyor. Bu fotoğraf makinasına beş yıl önce denk gelseydim belki de onu başka yönüyle değerlendirecektim. 

Aşağıdaki örnekte ise dinamik aralık performansını görebilirsiniz. Bu fotoğraflarda gölge ve açık yerleri flat hale getirmek için hala pay var. Ama kontrastı korumak için bu şekilde sonuçlandırdım. Dinamik aralık konusunda GFX 100 RF’den istediklerimi aldım ve o konuda endişem olmadığını söylemiştim.

Sonuç olarak GFX100RF alışagelmiş fujifilm fotoğraf kalitesini bünyesinde barındıran taşınabilir en küçük orta format fotoğraf makinası. Bende bulunduğu süre boyunca oldukça keyif aldım. Uzun zaman sonra, sadece çektiğim fotoğraflardan değil, fotoğraf çekme eyleminden de keyif aldım. Çektiğim her fotoğrafı kendi içimde tartışmadım. Daha burada paylaşmadığım yakın çevremin günlük hallerinden, bir kafe ortamındaki sohbetten bir çok fotoğraf çektim.

GFX 100 RF sabit lensle çekim yapma dinamiklerini benimseyen her kullanıcı için ideal bir seviyede duruyor. Tabi ki ben bunları yazarken fiyatını bilmeden yazıyorum. Bütçe de elbette bir kriter olacaktır. IBIS olmamasına ben çok takılmadım. Çünkü IBIS’li haliyle mecburen büyüyecekti. Sonuç olarak bildiğimiz GFX gövdelerine yakın olacaktı. İlerde farklı bir teknoloji ile aynı gövdeye IBIS eklenirse elbette çok daha ideal bir fotoğraf makinası olabilir. Aslında bu fotoğraf makinası diğer GFX dünyasıyla karşılaştırmak doğru değil. En azından bende bulunduğu süre boyunca zaten bende olan GFX100s ile hiç karşılaştırmadım. Kullanım pratikleri olarak sadece X100VI ile karşılaştırdım. Demek istediğim GFX100RF orta format bir sensöre sahip olmasına rağmen, diğer orta format makinalarla aynı yörüngede durmuyor. Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Başka bir yazıda görüşmek üzere..

Şuraya incelemeniz birkaç fotoğraf yüklediğim drive linkini paylaşıyorum. Tıklayın.

Not: Kullandığım makina seri üretim öncesi bir modeldir. Aynı zamanda RAW işlemlerini de yine henüz tam desteğin olmadığı bir dönemde, Photoshop ve Capture One’ın beta sürümlerinde yaptım.

Fujifilm XT-1 İzlenimlerim 1

Her iki bahar ayı da fotoğrafçılar için oldukça davetkar. Biz ise yine her ilkbahar olduğu gibi Atölye 9 ile Sultan Sazlığı ve hemen yanındaki Çarıklı mezrasına gidiyoruz. Kayseri ve Sultan Sazlığı arasındaki bir saatlik mesafeyi kısaltıp sabah ışığından daha fazla istifade etmek adına konaklamalı olarak gitmeye karar verdik. Bir gün öncesinden çadır ve yiyeceklerimizle kamp yerine geldik. Daha önce Canon ekipmanlarla gittiğim bu yere bu defa Fujifilm XT-1 modeliyle gittim. Makina ile ilgili ilk gerçek deneyimimi yaşamak için bulunmaz bir fırsattı benim için.

Uzun süredir aynasız fotoğraf makinalarını takip ediyorum. Bir kaç aydır ise yanımda sürekli olarak aynasız makina taşıyorum. Geçtiğimiz günlerde atölyemizde yaptığımız Fujifilm Workshop Kayseri etkinliğinde kullanma şansı bulduğum XT-1’in çekim sonuçlarından çok etkinlenmiştim.  Makinalar konusunda ilk izlenimler bazen yanıltıcı olacağından yine de belirli bir mesafem vardı. Çarıklı mezrasındaki çekimlerle neredeyse ihtiyacım doğrultusundaki tüm özelliklerini kişisel olarak test etme şansım oldu.

Öncelikle aynasız makinalara neden yakın olduğumu iki maddeyle özetlemeye çalışayım

• Kolay taşınabilir olmaları

Ancak üst segment aynasız makinaların çok da küçük olmadığını söylemeliyim. Özellikle vizörlü modellerde bu hemen hissediliyor. Yine de objektif, tripod gibi ekipmanları da dahil ederek  bütünü düşündüğümüzde ciddi derecede bir hacim farkı var. Cebimde birkaç objektif taşıyabilmek, DSLR sistemlerle pek de mümkün değil. Sürekli yanımda taşıyabildiğim için fotoğrafla ilgili serüvenimi haftasonuna hapsetmekten kurtulmuş oluyorum.

• Dikkat çekmemeleri 

Fotoğrafçılar için büyük bir sıkıntı olan gizlenme, kendini unutturma sorunu compact görünümlü bu makinalarla mümkün hale geliyor. Fotoğrafçı olarak, girmekte zorlanacağımız birçok yere turist gibi girebiliyoruz. Kimse bizi önemsemiyor ve ciddiye almıyor 🙂 Makinayı bir hava atma aracı olarak görüp mümkün mertebe en büyüğüne sahip olmaya çalışanlar için, tabiki bu ifadem geçersiz kalacaktır.

Bu iki özellik FF kullanıcısı biri olarak aynasız model kullanmama ana etken diyebilirim. Elbette bu iki özellik benim için yeterli olsaydı birkaç yıl öncesinden almam gerekirdi. Ancak o zamanki teknoloji nedeniyle kullanım pratikliği çok iyi değildi ve fotoğraf kaliteleri de birçok kullanıcıyı tatmin etmiyordu. Elbette lens yelpazelerinin yeterli olmayışı da bu süreyi devamlı olarak  ertelememe neden oldu. Hızlı gelişen aynasız teknoloji ile birkaç yıl içinde hem çekim hızı, kullanım  pratikliği ve lens çeşitliliği konusundaki eksiklikliker giderilerek alınabilir bir koşula eriştiler.

Gelelim izlenimlerime..

Öncelikle bu bir inceleme ya da test yazısı değildir.  Bir kullanıcı olarak  olumlu ya da olumsuz  kişisel deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Yaptığım çekimlerde Fujifilm XT-1 modelinin yanında 18-55 mm ve 23 mm objektfileri kullandım. Çekimlerde kullanım oranım koşullar ve tercih itibariyle genel olarak 23 mm kullanımıyla geçti. Çekimlerimde ise yöre halkından bir aile ve özellikle iki kız çocuğu üzerine odaklandım.

Çekim Kalitesi

Not: Burada yayınlanan fotoğraflar uzun kenar 1200 px olacak şekilde ayarlanmıştır. Fotoğraf kalitesi Photoshop’taki save for web ile %60 kalitye dşürülmüştür.

iso 250 23 mm f/3.2 1/3800s

iso 250 23 mm f/3.2 1/3800s

XT-1 fotoğraf makinasının beni en çok etkileyen yönü fotoğraf kalitesi oldu. İşim itibariyle günde onlarca fotoğrafa gerçek boyutlarında bakıyorum. Belki de bundan dolayı fotoğraf makinalarında öncelikli ilgilendiğim konu fotoğraf kaliteleri oluyor. Detayları ve renkleri başarılı bir şekilde verebilen makina benim iyiler listemde yer alıyor. XT-1’in bu yönüyle akranları arasındaki bariz üstünlüğü hemen gözüme çarptı.  Hem RAW hem de JPEG çekimlerde detayları çok iyi veriyor.

iso 200 23 mm f/2,5 160s

iso 200 23 mm f/2,5 160s

23 mm 1.4 diyafram açıklığı, hızı  ve detay verebilme  kabiliyetiyle çok etkileyici. Bu yüzden 18-55 mm lensi çok az kullandım. Çok kaliteli bir lensin hemen ardından orta kalite bir lens kullanmak insanı o esnada takıntılı yapabiliyor. FF’deki karşılığı 35 mm olan bu lens, özellikle belgesel fotoğraf çekenler için ideal.

Renk Profil-PROVIA/Standart , iso 250 23 mm f/2,5, 3200s

Renk Profil-PROVIA/Standart , iso 250 23 mm f/2,5, 3200s

Renk konusunda da etkileyici profillere sahip. XT-1’de 5 renkli ve 4 siyah beyaz olmak üzere 9 ayrı renk profili var. Camera PROVIA /Standart benim çekimlerde kullandığım renk moduydu. RAW+ JPEG olarak çekilmiş yukarıdaki fotoğrafı renk profili açısından biraz incelediğimizde kırmızı ve mavi  renklerinin fazla, gölge alanların ise siyaha dönüştüğünü farkettim. JPEG fotoğraflardaki bu aşırı kontrast hoşuma gitse de Phosohop ortamında daha az kontraslı fotoğraflar üzerinde işleme yapmayı tercih ediyorum. Çünkü kontrast fotoğrafların haliyle dynamic range değeri azalıyor. Aynı fotoğrafın RAW halini Adobe Camera Raw Editörü üzerinden “Adobe Standart” profili olarak gördüğümde ise şöyle bir sonuç oluşuyor.

Renk Profil-Adobe Standart , iso 250 23 mm f/2,5, 3200s

Renk Profil-Adobe Standart , iso 250 23 mm f/2,5, 3200s

İlk fotoğrafa baktıktan sonra ikincisi  biraz soluk geliyor. Eğer önce ikinci fotoğrafabakmış olsaydım belki de diğeri çok canlı gelecekti.   XT-1 de yer alan 5 renk profilinin çoğunluğu DSLR sistemlerden alışık olduğumuz sdandart renk profilinden biraz daha farklı duruyor. Camere RAW editörü üzerinden bu renk profillerini değiştirmek mümkün olduğu gibi, ince ayarlarda yapılabiliyor. Aşağıda ise Fujifilm’in Soft /ASIA profili üzerinden kimi ince ayarlar yaparak kendi keyfime göre bir sonuç oluşturdum. Renklere müdahale edebilsem de siyaha dönüşmüş gölgeleri bu profil üzerinden ve Raw Editörünün Shadow bölümünden geri kazanamıyorum.

Renk profillerinde dikkat edilmesi gereken nokta; eğer RAW çekiyorsanız kesinlikle renk profillerini karşılaştırın. Gerçi Photoshop’da açtığınız zaman default olarak açılan profil “Adobe standart”. Makinada gördüğünüz canlı renkleri bilgisayarınızda göremiyorsanız sebebi biraz da bununla ilgili olacaktır. Hangi marka ve model olursa olsun genellikle RAW çekenlerin bu konuya pek dikkat etmediklerini gözlemledim. Oysaki Adobe RAW eklentisi üzerinden Camera Calibration menüsünden, çekim öncesi tercih ettiğimiz renk profilini tekrar ayarlamalıyız. Aksi takdirde Vivid-Canlı renk modunda çektiğimiz bir fotoğraf çok soluk görünecektir.

Eğer sadece JPEG çekmek isteyip daha düşük kontrast istiyorsanız; makina menüsünden contrast seçeneğini azaltmalı, “shadow ve highlight tone” seçeneklerinde ince ayar yapılmalıdır.

Renk Profil-SOFT/Asia - personel, iso 250 23 mm f/2,5, 3200s

Renk Profil-SOFT/Asia – personel, iso 250 23 mm f/2,5, 3200s

Çoğu kullanıcı bir fotoğraf makinasını karşılaştırırken rengini seviyorum ya da sevmiyorum derken aslında fabrikasyon ayarlarında default olarak yer alan renk profili üzerinden yorum yapmaktadır. Bir fotoğraf makinasının renklerinin başarılı sayılabilmesi için profil seçeneklerinin fazla olması ve ayarlanabilir olması daha önemlidir. Fujifilm analogdan gelen kendi karakteristik renklerini XT-1 üzerinde seçenek olarak sunarak bu anlamda kendi duruşunu sergiliyor. Sadece renk olarak değil, genel itibariyle başka makinalara benzemeye çalışmayan, kendi fotoğraf kültüründen beslenen bir anlayışa sahip olduğunu  görebiliyoruz.

Fotoğraf kalitesi başlığı altında vurgulanması gereken bir nokta da, fotoğrafların hacimli ve analog tadında derinlikli fotoğraflar verebilmesidir. Eski ustaların deyimiyle tatlı sonuçlar veriyor. Bu yüzden de “dijital görüntü” yerine “fotoğraf” olarak yorumlamama neden oluyor.

Özetle, fotoğrafları Photoshop ortamında yorumlamayı seven biri olarak, müdahalalerime karşı sonuç veren, hemen deforme olmayan, toleransı yüksek fotoğrafları tercih ediyorum. XT-1 RAW dosya boyutları oldukça yüksek ve deyim yerindeyse FF kalitesindeki hassasiyetleri APSC format bir makinada yakalayabiliyorum..

 

 

 

 

Fujifilm XT-1 İzlenimlerim 3

Sultan Sazlığı misafirhanesinin önündeki bu manzarayı yakalamak icin Sabah 05:00’de kalmak gerekiyor. Sultan Sazlığında güneş doğmadan önce ve battıktan sonraki manzaraların ayrı bir güzelliği var.  Xt-1 deyince akla gelen diğer bir başarısı ise yüksek iso performansı. Orta sınıf DSLR birçok makinadan daha başarılı bir performans vermesinin yanında, çoğu FF makinayla kafa kafaya bir sonuç veriyor. Merak edenler www.dpreview.com sitesinden detaylı karşılaştırmalara bakabilirler.

iso-400 23mm f/8 1/30s

Xt-1 ile çekim yaparken isoyu unutuyorum. Manzara çekimlerim haricinde genellikle Auto’da bırakıyorum. 1600 isoda bile temiz bir fotoğraf alabiliyorum. Bu rahatlıkla çekim yapmanın sayısız avantajı var. İç mekandan anında dış mekana çıktığımda iso ayarımı tekrar tekrar ayarlamak zorunda kalmıyorum.Birçok makinada olduğu gibi düşük enstantene değerlerinde titretme yaşamamak için bir iso aralığı belirleyebiliyorsunuz. Ben bu ayarı 1/60 enstanene olarak tercih ettim. En yüksek aralık olarak ise 1600 isoyu seçtim.

iso-500 23 mm f/2.2 1/60s

Çekimlerde Noise Reduction (noise giderme) özelliğini kullanmıyorum. Çok ihtiyacım olursa bunun için özel olarak yapılmış programları kullanmayı tercih ediyorum.  Çekimlerinizi, açık diyaframa sahip, sabit odaklı bir lens ile yapıyorsanız bulundugunuz her ortamda gönül rahatlığıyla çekim yapabiliyorsunuz. Yüksek iso başarımlı bir makina ve sabit odaklı bir lens biraraya geldiğinde geriye kalan tek şey çekeceginiz fotoğrafın temasına odaklanmak.

Aşağıda farklı iso değerlerinde çekilen fotoğraflara bakabilirsiniz. (düşük çözünürlükteki fotoğraflar İSO başarısını anlamak icin belki yetersiz olacaktır ancak yine de bir fikir verebilir)

iso-2000 23 mm f/2.2 125 s

iso-1000 23 mm f/3,6 1/60 s

iso-320 23mm f/1.4 160 s

İso-200 23 mm f/1.4 1/120 s

 

Makina pil performansı 350 kare çekmenize olanak sağlıyor.  Bu biraz düşük kalıyor. Bu yüzden yanımda yedek pil taşıyorum. Fujifilm Xt-1 için ürettiği grip ile bu sorunu hallediyor. Özellikle uzun seyahetlere gidip pilini sarj edemeyecek olanlar bu gripe sahip olmalı diye düşünüyorum.

 

XT-1 video özelliğini tam anlamıyla test ettiğim söylenemez. Daha önce aynı sensöre sahip XE-2 modeliyle çekimler yapmış ve beğenmiştim. Çekim kalitesini merak edenler Fujilm Kayseri etkinliğinin Xt-1 ile çekilen görüntülerini linkten izleyebilirler.

Sonuç

Makinanın önemli artılarından biri de suya ve toza karşı dayanklı olması. Makinada Wi-Fi, film benzetimi, panorama, çoklu çekim ve çekilen fotoğraflar üzerinde işlem yapmaya yarayan bir çok özellik var.Yazımda hepsine tek tek değinmek yerine benim için önemli olan unsurlara değindim. Diğer konularda internette fazlaca yazıya rastlamak mümkün. Benim için önemli olanlar sizler için de önemliyse XT-1 aynasız sınıfta en iddialı makinalardan biri.

• Aynasız bir fotoğraf makinası kullanmak istiyorsanız XT-1 en iyi seçeneklerden bir tanesi. En iyi seçenek olması sebebiyle fiyatı da aynı oranda artıyor. Fakat unutmamak gerekir ki XT-1 üst seviye bir makina. Daha düşük fiyatlara da aynasız makina edinmek için de fazlaca seçenek var. Aynı oranda kalite ve teknoljisi de düşecektir.
•  Orta sınıf APSC sensöre sahip DSLR sahibiyseniz ve elinizden çıkarıp aynasız makina almak istiyorsanız XT-1 ideal bir seçenek olacaktır.
•  FF makinaya sahipsiniz ve yedek olarak aynasız makina almak istiyorsanız, FF kalitesinden ödün vermememiş olacaksınız.
•  Yeni başlayan biriyseniz ve aynasız sistemde sabit kalmayı düşünüyorsanız ihtiyacınız doğrultusunda lens çeşitliliği olup olmadığına bakmalısınız.

 

Artıları

• Çekim Kalitesi
• İso Başarısı
• Hızlı Fokus
• Ergonomi
• Tasarım
• Kolay Menü
• Nitelikli lens çeşitliliği
• Hareketli LCD
• Büyük Vizör

Eksileri

• Pil ömrünün düşük olması
• Dokunmatik ekran olmayışı
• 4000 enstantene üst sınırında olması

 

Faydalı olması temennisiyle.. Sorularınız için yorum kısmını kullanabilirsiniz..

Hüseyin Taşkın