Yazılar

Fujifilm GFX 50s ile 20 gün

English version

İlk izlenimlerim için burayı, kendi çektiklerimden oluşan örnek  RAF dosyalarını indirmek için ise burayı tıklayın.

Aradan geçen 20 günlük sürede GFX 50s’in neredeyse birçok özelliğini kullandım. Bir haftalık ilk izlenimlerimden sonra çok daha fazla fotoğraf çektim. Gece, gündüz, portre, manzara içerikli fotoğrafların yanı sıra stüdyoda da denedim. Bu  makinayı merak eden birçok fotoğrafçı farklı sensörlerle farkını ya da kullanım alışkanlıklarını merak ediyor. Özellikle daha önce orta format makina  kullanmamış insanlarda bu merak çok daha fazla. Geçmişinde orta format tecrübesi olanlar ise karşılarına ne tür bir sonuç çıkacağını az çok kestirebiliyor.

Menü

GFX 50s diğer Fujifilm modellerinde olan menü ile birlikte geliyor. Menüler arası geçiş yapmak ve ayarları güncellemek oldukça basit. Çok kullandığınız menüleri “My Menu” başlığında toplayabiliyorsunuz. Böylece sık kullandığınız parametreleri değiştirmek için her defasında ilgili yerlere gitmiyorsunuz. Benim de bu menüye eklediğim yaklaşık 10 tane özellik var.  Fakat şöyle bir sorun var. Bir ayar yapıp, o sonucu deneyip tekrar gözden geçirmek istediğinizde en son kaldığınız yere değil ana menüye dönüyor. Bu da haliyle yorucu oluyor. Bir güncelleme ile düzeleceğini düşünüyorum.

Üst LCD Ekranı

Fujifilm X-T1 ve X-T2 de olmayan bu ekran, özellikle gece çekimlerinde ya da iç mekan çekimlerinde çok işe yarıyor. Makina kapalı olduğunda da çalışan bu ekranda çekim değişkenlerini, çekebileceğiniz fotoğraf sayısını vb ayarları görebiliyorsunuz.  Aynı zamanda video menüsüne geçtiğinizde video ayarlarını gösteriyor. Bu kadar kapsamlı olmasa da küçük bir üst gösterge ekranının X-T2’de de olmasını isterdim. Teknolojisini araştırmadım ama e-book’lardaki e-ink teknolojisini anımsattı bana. Parlak ışıkta bile çok rahat görünüyor.

Arka LCD ekran

LCD’si açılmayan bir makina kullanamıyorum artık. Benim için olmazsa olmazlardan. GFX 50s’de de hem dikey hem de yatay açabilmek için esnek LCD ekran  kullanılıyor. Dikey olanını hiç kullanmadım. Ne zaman kullanırım onu da bilmiyorum. Dikey çekimlerde işe yarayacağı söyleniyor. Pek dikey çekimler yapmadığım için kullanma fırsatım olmadı. Çekim yaptığım süre boyunca default parlaklık ayarının bazı çekimlerde beni  yanılttığına şahit oldum. Verilen parlaklık değerinden -2 yaparak bu durumu çözdüm. Yeni makina alan birisi bence ilk olarak bu ayarı yapmalı. Çoğu fotoğrafım bu yüzden koyu çıktı. LCD’nin dokunmatik olması çok güzel. Çekim yaptıktan sonra parmak hareketiyle fotoğrafa bakıp netlik kontrolü yapmak hem keyifli hem de zaman kazandırıyor. Dokunmatik Af noktası seçimi de yapılabiliyor. Denedim ama doğada çok da kullanışlı değil. Tripodlu sabit çekimlerde ise çok daha işlevsel duruyor. Ama ben olsam yine de hassas çekimler için en küçük AF noktası belirleyip AF kumandası ile hareket ederim. Dokunmatik AF bence daha hacimli nesneler için ideal.  Dokunmatik LCD üzerinde işe yarar bir özellik daha var. Ekranda aşağı ya da yukarı sürükleme hareketi yaptığınızda terazi ya da histogram açılıyor. Bence çok iyi düşünülmüş bir kısayol. Aslında çift parmakla dokunuş , 3 parmakla dokunuş gibi kısayollar ile benzer işlevler eklenebilse çok daha iyi olur. Mesela iki parmağınızla dokunup kaydırma hareketi yaptığınızda o fotoğrafı Wi-Fi ile gönderse.. 3 parmak hareketi ile de çok güzel fotoğraflar çekse 🙂

Kontrol Ayarları

Alışagelenden biraz daha fazla kontrol düğmesi makina gövdesinin üzerinde yer alıyor. Daha fazla fonksiyon atama butonu var.  Video hariç neredeyse tüm ihtiyaçlarınıza yönelik kısa yol seçenekleri var.Bu makina ve  Fujifilm X-T2’de video kısayolunun atanamıyor olması benim gibi hem fotoğraf hem de video çekenler için bir dezavantaj. Her defasında kadran çevirerek video ve fotoğraf arasında geçiş yapmak pozisyonu kaybetmeme neden oluyor. X-T1 kullanırken fotoğrafını çektiğim sahneyi aynı ayarlarda, kadrajı bozmadan videosunu da alabiliyordum. Şimdi ise bir şekilde kadrajı ve konsantrasyonu kaybediyorum. Video menüsüne drive üzerinden iki hamlede ulaşılabiliyor. Farklı olarak ISO kadranı üzerinde C ayarı gördüm. C’ye getirdiğinizde ISO’yu üst kadrandan değil ön ve arka kadranlardan çevirebiliyorsunuz. Bu bence iyi bir özellik. Çünkü vizörden bakarken enstantane, diyafram ayarını yapabiliyorken, ISO için bunu yapamamak bir eksiklikti. Vizörden bakarken saniyeler içinde çekim değişkenlerini yönetebilmek iyi olmuş. Bunu yapabilmek için enstantane ayarını T moduna almak gerekiyor. T moduna aldığımızda 1/16000 ile 60 dakika arasında bir çekim süresi belirleyebiliyoruz.  1/4000 mekanik Shutter var. Sonrasında ise elektronik shutter.  Özellikle açık diyaframlı bir ojbektif kullandığınızda enstantene 4000 değerlerinin üzerine çok rahat çıkıyor. 63 mm obejktifi kullanırken birkaç defa bende elektronik shutter kullandım. Daha önce X-T1 de rastlamadığım bozulmaları bazı fotoğraflarda gördüm. Fotoğrafta yumuşak yamulmalar oluşuyor. Bu her çekimde olmuyor ama yine de elektronik shutter kullanırken yedekli çekim yapmakta fayda var. Özellikle o gün soğuk olan Erciyes dağındaki yüksek enstantaneli çekimlerimde   her 10 çekimde 1 fire yaşadım.  Fakat sonraki günlerde aynı hatayla karşılaşmadım.

ES örnek bozulma. 1/6400 Shutter f:2.8

Diyafram halkası üzerinde de C modu var. Yine aynı şekilde kontrolü kumanda tekerine verebiliyorsunuz. Bu ayarı kullanacağımı sanmıyorum. Tripodlu ve basamaklı  çekimlerde objektif üzerinden diyafram çevirmek kimi durumlarda eksen kaymasına neden olabilir. Böyle durumlarda kullanabilirim diye düşünüyorum.

Kısayol tuşlarına ben ne atadım?

  • Kendi kendine çekim ayarı
  • Pozlama kipi önizleme
  • AF alan belirleme

Özelikle pozlama önizleme için kısayol atamak karanlık ortamlarda ne çektiğimi görmem için fayda sağlıyor. Bir de stüdyoda flaşlı çekimlerinde sahneyi görebilmek için pozlama kipini kapatmak gerekiyor. Diğer kısayol tuşlarını  fabrikasyon ayarında kullanıyorum.

AF-S ,AF-C,M ayarları ise yine kolay ulaşılabilir bir noktada. Drive modu ise kadran olarak değil, buton olarak geliyor. İçerisinde basamaklama modları var. Ama panaroma çekim modu yok. Seri çekim olarak ise diğer x modellerinde olan CH ve CL modu yok. Sadece bir tane seri çekim ayarı var. Zaten saniye de 3 kare çekim yaptığı için böyle bir ayar konulması da gereksiz olurdu.

Batarya

Makinanın sol yan tarafında kullanılan ve 400-500 kare çekim yapabilen bir pil kullanılıyor. Çekimlerimde bir günü çıkarabiliyorum. Ama yine de yedek bir pil gerekiyor. Makina üzerinden dahili olarak pil şarj edilmiyor. X-T2 bu yönüyle sehayat fotoğrafçıları için büyük bir eksikliği halletmiş görünüyor. Benzer özelliğin GFX 50s’de de olmasını isterdim. Extra grip kullanmayı genel olarak tercih etmiyorum.

Hafıza Kartı

Takıntılı olduğum konulardan bir tanesi de kart seçimi ve makinaların sağladığı kart desteğidir. UHS-2 hızını destekleyen iki kart takılabiliyor bu makinaya.  Ben Fujifilm markalı 64Gb UHS-2 destekleyen kart kullandım. Seri çekimlerde herhangi bir tıkanma yaşamadım. Ama UHS-1 kartı koyduğumda seri çekimlerde birkaç çekimden sonra makina yavaşlıyor. Bu makinayı kullanıp seri çekim yapacağınızı düşünüyorsanız kesinlikle UHS-2 almalısınız. Marka tavsiyesi isterseniz şayet Fujifilm üzerinden en hızlı çalışan Lexar 2000x kartını tavsiye ederim. Ben de bu karttan vardı. Fakat  bilgisayara uzun süreli takılı unutuca, çantaya koyup çıkarırken deforme oldu ve bozuldu. Tekrar edinmeyi düşünüyorum.  Ben seri çekim yapmayı düşünmüyorum diyorsanız da 60-90 mbps civarında veri yazan  UHS-1 yeterli olacaktır.

Stüdyoda Kullanım

Daha öncede bahsettiğim üzere uzun süredir ürün ve reklam içerikli stüdyo çekimleri yapıyorum. GFX kullandığım diğer makinaların yanında boyut olarak çok küçük kaldı. Bu boyut farkı, ister tripod üzerinde ister elde çekim için diğerlerine nispeten büyük bir avantaj sağlıyor. LCD ekran büyüklüğü ve dokunmatik yakınlaştırma ile çekim kontrolleri, bilgisayara gereksinim duymaksızın yapılabiliyor. Dilerseniz bilgisayara da bağlanarak tethering desteğiyle direk bilgisayar üzerinden çekim yapabiliyorsunuz. Elimin altında uzun bir usb kablosu olmadığı için henüz bunu denemedim. Lightroom üzerinden kullanmak keyifli olacağa benziyor.  Stüdyoda broncolor flaş sitemini kullanıyoruz.  Flaş tetikleyicisini bu makinaya takarak daha önce ışıkları nasıl kullanıyorsam, aynı şekilde kullandım.  Kısacası stüdyoda kullanılabilen en ergonomik orta format fotoğraf makinası GFX50s diyebilirim.

%100 Crop

Çekim kalitesi ise yeni teknoloji olmasından dolayı  daha başarılı. Özellikle sık dokularda karşılaşılan harelenmeye yani “moire” ye rastlamadım. Diğer orta format makinalarda bu harelenmenin olduğu yerde yeşil ve pembe renkler görünmeye başladığında GFX’de bunu görmedim. Detayları verme konusunda da yine bir miktar avantajlı olduğunu söyleyebilirim. Kullanılan lens, uzaklık ve  odak noktası gibi değişkenler nedeniyle bu karşılaştırmaları burada yayınlamayı tercih etmedim. Ama önümüzdeki günlerde Dpreview.com’da bu testler yayınlanacaktır. Yeni jenerasyon orta formatlar ve geçmiş dönem orta formatlar arasındaki karşılaştırmayı açıkcası ben de çok merak ediyorum.

Doğada Kullanım

Doğada kullanımı flaşlı ve flaşsız olarak iki şekilde test etmiş oldum. Normal kullanımda toza, suya dayanıklı olmasının avantajlarını bir kez daha söylemeye gerek yok. Çekim alışkanlığı ve ergonomi olarak bazı şeyler söyleyebilirim. Mevcut lenslerden 32-64 mm ve 63 mm üzerinde titreşim önleme sistemi bulunmuyor. Ben de OIS’li lens kullanım alışkanlığımdan dolayı bu makinayla da aynı özensizlikte net kareler alacağımı düşündüm. Fakat OIS olmadığı için yüksek enstantane kullanmak zorunda kaldım. Ya da nefes kontrolu yaparak daha disiplinli çekmek durumunda kaldım. 120 mm olan lensin OIS’li olduğunu biliyorum. Ama bende o lens henüz olmadığı için deneyemedim. Özetle 1/125 enstantanenin altında daha dikkatli kullanmak gerekiyor.

Dokunmatik ekrandan netleme aktif olduğunda yanlışlıkla eliniz, yüzünüz LCD ekrana değdiğinde AF noktası köşeye filan kayıyor. Tekrar kullanacağınız yere getirmeniz gerekiyor. Dokunmatik netleme tercihi kimi durumlarda işinizi hızlandırırken, bazen de yavaşlatabiliyor.  Kullanıcı bu ayarı  önceliklerine göre kendisi belirlemeli.

Makina iki objektifle birlikte ortalama bir omuz çantasına diğer aparatlarıyla birlikte rahat sığıyor. Ben o şekilde kullandım. Hatta cüzdan ve diğer ıvır zıvırlar da aynı çantadaydı. 63 mm ile makina çok daha hafif ve küçük hale geliyor. 63 mm tam kare formata göre 5o mm’ye denk geliyor. Ama atmosferi azalttığı için benim çok tercih ettiğim bir açı değil. Bu yıl çıkması planlanan ve tam karede 35 mm ye denk gelen objektifle denemeyi bekliyorum. 32-64mm ise kaliteli ve hızlı bir lens. Zoom aralığının kısa olması keskinliği arttırıyor. Bir süre çift makina kullandım. X-T2’nin üzerinden 50-140mm , GFX’in üzerinde ise 32-64 mm vardı. Harika bir ikili oldular. Ama iki makinayı bir arada kullanmak insanı kavram kargaşasına sürüklüyor. Haliyle GFX ile biraz daha dikkatli AF noktası seçiyorsunuz (bene genelde tek nokta kullandım). X-T2 ile de bölge modunu kullandım. GFX ile geniş açı bir çekim yapıp, sonrasında başka bir sahneyi X-T2 ile çekim yaptığınızda X-T2 nin hızı ve netlik tutarlılığı insanı etkiliyor. Fakat eve gelip bilgisayardan çekimleri kontrol ettiğinizde de bu defa GFX’deki detay ve çözünürlüğü X-T2’de göremediğinizde neden herşey tek makinada olmaz ki diye isyan ediyorsunuz 🙂 Yani X-T2 sahibi olupta daha önce orta format tecrübesine sahip olmayan biri “GFX bana ne verebilir” diye sorabilir. Cevabım ise net. Senden biraz hız alıp, karşılığında çok yüksek kaliteli bir fotoğraf  verir. Burada tercih tamamen kullanıcıya ait.  Doğada kullanımda benim hala kafam karışıyor. Yüksek hız mı? Kalite mi?  Başka bir ifadeyle Aps-c sensördeyken FF istemek neyse, FF kullanırken de orta format istemek etmek aynı şey. İkisinde de benzer sıçrama olacaktır.

Fotoğraflarını tamamen sosyal medyada kullanan ve çok fazla detay önemsemeyen biri için X-T2 çok iyi bir seçenektir. Fakat çektiklerini aynı zamanda satacak, büyük boylarda sergileyecek kişiler için GFX daha iyi bir tercih olacaktır. Baskı kalitesi arasında çok fark yaratacak ve her detay, fotoğraf üzerinde görünecektir. Aslında X-T2 ile GFX karşılaştırması tam olarak makina karşılaştırmaya benzemez. Burada karşılaştırılması gereken sensör boylarıdır. Avantajlar ve dezavantajlar  her kullanıcı için kendini gösterecektir.

Burada bahsettiklerim için bir parantez açmakta fayda var. Fotoğraflara iyi ve kalite gibi sıfatları sadece teknik anlamda koyduğumun altını çizmek isterim. Bir fikri ve duygusu olan fotoğrafın -o duyguyu verebildikten sonra- hangi makinadan çıktığının önemi yoktur.  Ama şöyle de bir gerçek var.  Bazı makinalarda istenilen duyguyu daha iyi verebilir. Örneğin hız esnasındaki dinginliği yakalamak isterseniz hızlı bir makina kullanmanız gerekir. Ya da yumuşak arka bokehlerle konunuzu soyutlayıp, yalnızlaştırmak isterseniz bunu verebilen bir sensöre ihtiyacınız olacaktır.

Gerçekten de kafa karıştırıcı bir alet GFX. Bir kere bilgisayardan fotoğrafı büyütüp baktığınızda bir daha aklınızdan çıkmayacak bir kalite eşiği yaratıyor. Ne yapsanız da, aklınız o kalitede kalıyor.

Doğada flaşlı kullanmayı çok detaylı denediğimi söyleyemem. Ama EF-X500 flaşlarla birkaç çekim yaptım. Daha profesyonel paraflaşlarla yeniden deneyeceğim. Bunun için softboxlar,  jenaratörlü sistemler gerekiyor. Işık firmalarının GFX için birşeyler yaptığını biliyorum. Ama ne kadar zamanda son kullanıcıya ulaşır bunu bilmiyorum. Normalde dışarda flaşlı çekimi her marka model ile yapabilirsiniz. Fakat HSS (Fuji’deki karşılığı fp) yani yüksek enstantaneli çekimler için sadece destekleyen modellerle çekim yapabilirsiniz.

AF Deneyimi 

Bir orta formata göre beklenilen üzerinde bir hız veriyor. İlk izlenimlerde AF-C performansı ile ilgili bir video paylaşmıştım. Kontrast algılama yöntemini kullanıyor olmasına rağmen hızlı bir AF sağlıyor. Normalde bilindiği üzere makinalar iki şekilde netleme yapabiliyor. Kontrast ve faz algılama.  Kontrast algılama,  daha yavaş olmasına rağmen faz algılamaya göre daha tutarlıdır.  Faz algılama ise daha hızlı olmasına rağmen, kontrast algılama kadar tutarlı değildir. Son çıkan makinalarda bu iki sistem bir arada kullanılıyor.  GFX ise sadece kontrast algılama yöntemine göre netlik sağlıyor. Orta format ölçeklerine göre çok fazla netlik noktası var ve hızlı bir netlemeye sahip. Bunu diğer orta formatlarla karşılaştırarak siz de farkı daha açık görebilirsiniz.

AF alanı seçiminde ise tek nokta daha istikrarlı bir sonuç veriyor. Bölge seçiminde biraz daha iyileştirme gerekiyor. Makina seçili bölgede, sizin isteğiniz dışındaki farklı bir kontrast alanı tercih edebiliyor. İstenmeyen bu  olasılık, faz algılamalı sistemlerde de var. Bölge seçimlerinde dikkatli olmakta vayda var. Özellikle birbirine geçmiş ton ve renklerde, tek noktayı tavsiye ederim.

Dynamic Range

Makina 14 stop değerinde bir DR sunuyor. Koyu ve açık alanların birinden birini feda etmeden, her ikisindeki tonları da gösterme başarısı  DR olarak ifade ediliyor. Türkçe’deki karşılığı ise “kontrast alan”.. Pratik de ne işe yarayacağı açık. Yani koyu gölgeler siyaha düşmeden, açık gri tonlar da beyaza düşmeden detayları görebilmek gerekir. APS-C formatlar ve çoğu FF bunu istenilen düzeyde çok başaramıyor.

Dynamic Range etkisini en iyi görebileceğiniz yer Photoshop’dur. Koyu alanları birkaç stop açınca fazla kumlanmadan detayları gösterebiliyorsa, ya da tam tersi açık alanları kurtarabiliyorsa DR’si iyidir diyebiliriz. Açıkcası ilk defa DR’si yüksek bir makina ile doğada çekim yapıyorum. Hep merak ettiğim bir konu idi. Çekim yaptığım fotoğraf müdahaleleri yüksek DR’ye ihtiyaç duyuyor.  Fotoğrafın en açık yerine göre pozlama yapıp, koyu alanları sonradan açıyorum. Şu ana kadar göremediğim kadar detay ve ton görebildim. Önceden iki stop açınca karşılaştığım kumlanmaya bu makina da 4-5 stop sonrasında rastladım. Gelin-Damat fotoğrafı çekenler için hem gelinliğin detayını korumak , hem de damatlığın detaylarını gösterebilmek zordur. İşte DR buralarda işe yarıyor. DR’nin benim için bir avantajı ise sinematik tonları daha rahat verebiliyorum. Her geçiş çok yumuşak olduğu içim verdiğiniz bu renklerde bu ara tonlara giriyor. Zengin geçişli bir sonuç veriyor.

Video

GFX50s video konusunu pek  öne çıkarmıyor. 1080p ve 30fps bir çekim sunuyor. X-T2’de ise bu değerler 4k ve 60 fps. X-T2 100 mbps verirken GFX 36 mbps veriyor. Bu değer X-Pro 2’deki değerle aynı. Kağıt üzerinde sonuçlar böyle. Ama orta formatın nimetlerinden olsa gerek ben videosunu çok yumuşak ve derinlikli buldum. Hobi amaçlı çekimler kesinlikle yapılabilir. Slow-motion gerektirmeyen profesyonel işler için de tercih edebilirim. Neticede üzerindeki lensler ile sinematik etki alınabiliyor. Ama X-T2’im varken video için GFX’i tercih etmem. Hem X-T2 ile OIS’li lensler kullanarak elde çekim yapma avantajları da var. GFX ile video çekecekseniz elde çekmeyi unutun. Ya omuzluk ya da tripod gerekiyor. Elde  birkaç çekim yaptım ama hepsinde titrettim. Ben ise doğaçlama video çekmeyi seviyorum. X-T2 ile  10-24 mm ve 50-140mm lenslerle elde güzel sonuçlar yakalıyorum.

Artılar

  • Büyük Sensör
  • Detay Kabiliyeti
  • Dynamic Range
  • FF boyutlarında ve ağırlığında gövde
  • Orta formatlara göre hızlı olması
  • AF-C performansı
  • Dokunmatik Ekran
  • Köşeden köşeye netlikte başarılı keskin lensler
  • Suya, toza ve Soğuğa dayanıklı gövde
  • Çift UHS-2 SD kart desteği
  • Yumuşak bokeh
  • Üst LCD ekran
  • Makinadan çıkabilen esnek vizör
  • Fiyatının diğer orta formatlara göre çok uygun olması

Eksiler

  • 32-64 mm ve 63 mm lenslerinde OIS olmaması
  • Faz algılama olmaması
  • İşlevsel video özellikleri olabilecekken, olmaması
  • Makina üzerinden şarj olmaması
  • Lens çeşitliliğinin henüz az olması (bu yıl 3 lens daha geliyor)
  • Elektronik Shutter hataları
  • Fiyatının çoğu full frame makinaların üzerinde olması (Canon 1dx Mark 2 ve Nikon D5 ile benzer fiyatlarda)

 

 

 

Fujifilm XT-1 Uzun Kullanım Testi

fuji_inceleme

21 Nisan’da ilk izlenimlerimi şu linkte paylaşmıştım. Aradan geçen 7-8 aylık dönemde X-T1’i bir çok açıdan deneyimleme şansım oldu. Bu süre zarfında hangi lens, hangi ayar gibi bir çok konuda soru aldım. Bir çoğuna yanıt vermeye çalıştım ancak derli toplu bir cevap olması niyetiyle böyle bir yazı yazmaya karar verdim.. Deneyimlerime başlamadan önce laboratuvar ortamı gibi bir test yazısı olmadığını başta söylemek isterim. O türde bir yazıyı bulabileceğiniz onlarca yazı internet ortamında mutlaka vardır. Fujifilm X-T1’in beğendiğim ve beğenmediğim yönlerinden oluşan bir deneyim yazısı gibi düşünebilirsiniz.. Daha çok yorumlardan oluşan bu yazımda fotoğraflarımı İnstagram profilimden direk paylaştım. Büyük ve orjinal fotoğraflara bakmak isteyenler için de bu yazının sonunda RAW dosyalardan oluşan bir link ekledim. Kare format fotoğraf sevmeyenler için yapacağım bir şey yok maalesef 🙂

Makinayla birlikte olduğumuz süre içerisinde çok fazla fotoğraf çekebildim. Bunun makinayı yanımda taşıma kolaylığı ile ilgili olduğu söylenebilir. Bundan önceki FF DSLR ekipmanım hacmi ve ağırlığı nedeniyle sadece haftasonları eşlik ediyordu bana. Ama X-T1 sürekli yanımda olduğu için istediğim fotoğrafları her an çekebildim. Öyleki fotoğrafları depolamak için ikinci bir hard disk gerek oldu. Daha fazla çekimi sağlayan şey sadece yanımda taşıyor olmam değil aslında. Sahaya çıktığımda ergonomik yapısı ve kolay kullanımı nedeniyle alternatif çekimleri de peş peşe yapabiliyorum. Makina üzerine yerleştirilen ayarlarla çok daha hızlı sonuçlar elde ediyorum. Bu makinayı kullandığım süre içerisinde FF makina hiç kullanmadım ve ihtiyaç da duymadım. Hatta bir keresinde makinayı evde unutmam nedeniyle emanet olarak APSC sensorlü bir DSLR kullanmak zorunda kaldım. Ama aynı keyfi ve sonuçları alamadım. İSO rahatlığına çok alıştım X-T1 de.. Diğer APSC sensörlü makinaların 400 İSO’da dağılan fotoğraflarına baktıkça X-T1 ‘in önemi daha çok anlaşılıyor.

Bu arada bu yazıyı yazdığım günlere denk gelen bir de güncelleme haberi var. Enstantene değerini artık 32.000 seviyesine çıkarmak yazılımsal olarak mümkün oluyor. Bir önceki inceleme yazımda üst limit olan 4000 s değerinden yana sıkıntımı paylaşmıştım. Sanırım Japonya Fujifilm temsilcileri  yazımın çevirisini yapıp gerekli düzeltmeleri yaptı 🙂  Bunun dışında Kodak filminin efsane renkleri olan classic chrome artık bir renk profili olarak menüde yer alacak. Çok seveceğinizi düşündüğümü bu profil ile diğerlerini bir süre unutacaksınız diye düşünüyorum. Bunların dışında çeşitli af düzenlemeleri ve ekran parlaklıklarını değiştirmeye olanak veren ayarlar geliyor. Video formatı için de ayar çeşitliliği genişletiliyor. Windows kullananlar için ise PC’den çekim yapmaya yarayan PC Shooting özelliği geliyor. Bir mac kullanıcı olarak sadece üzgünüm 🙂

X-T1 18-135 mm Kullandığım süre boyunca makinada herhangi bir takılma, aksaklık yaşamadım. Makina da yıpranma da oluşmadı. Üstelik herhangi bir kılıf kullanmadığım gibi makinayı genellikle arabanın herhangi bir yerine (özellikle vitesin oralara) bırakırım. Ezilme, silikleşme gibi fiziki deformasyonlarla karşılaşmadım. Herhangi bir error yazısına da rastlamadım. İlk günkü fiziki değerlerini koruma konusunda iddialı bir işçiliğe sahip. X-T1 sağlamlık konusunda güven veriyor. Tasarım’la başlayabiliriz.. Fujifilm’in aynasız seride çıkarttığı çoğu makina gibi X-T1 de retro bir sitil ile sunulmuştu. Makinanın köşeli hatları ona erkeksi bir karakter yüklerken daha güven verici bir his uyandırıyor. Böyle bir cümleden” kadınsı hat olsaydı güvensiz olacaktı demekki” gibi bir anlam çıkarmayın 🙂 Tabiki hisler ilk başta insanı etkiliyor. Makinayı her elime aldığımda fotoğraf çekme isteğini tetikleyen bir görselliği var benim için. Ben bu tasarımı çok beğeniyorum. Hatta yuvarlak hatlı DSLR’ler bana teknolojik oyuncaklar gibi görünmeye başladı. Bu iyi bir alışkanlık mı bilemiyorum ama keşke tüm makina tasarımları bu şekilde olsa. Yeni çıkan gümüş X-T1 ise çok daha güzel. Tasarım sadece yüzey görüntüsü değildir elbette. İşlevselliği barındırdığı müddetçe daha değerlidir. Peki onlardan bahsedelim öyleyse..

Çekeceğiniz konu önünüzde ama alttan çekmek istiyorsunuz. İki saniye de makinayı yere kadar bırakıp çekim yapabiliyorsunuz. Yelpaze gibi yana açılan hareketli LCD daha önce kullanmıştım ve pratik olmadığı için çok da kulanamamıştım. Sadece yukarı ve aşağı açılabilen tilt LCD ekran bence çok daha iyi ve hızlı. Bu bilinen özellik benim çok işime yarıyor.. Bu şekilde hareket etmeyen bir bir makina kullanmam ise bundan sonra çok zor artık.

 

X-T1 10-24 mm

18-135 ile güzel bir kare yakalıyorum. Sonrasında orayı bir de 10-24 ile ferah ferah çekeyim diyorum. Elim ayağıma dolaşıyor. Bugüne kadar kullandığım makinalarda solda yer alan objektif değiştirme tuşu Fuji’de sağ tarafta.. Tek elle değiştirmek mümkün değil. “Şunu bir tutabilir misin sana zahmet” demek zorunda kalıyorum sürekli. Ya da objektifi çıkarıp çantaya koyup digerini alıp takayım derken sensöre her türlü toz, kir ve haşeratın girmesini göze alıyorum 🙂 Çünkü süre çok uzuyor. Bu esnada konuyu da kaçırabiliyorsunuz. Gerçi bu işe kendini adamış fotoğrafçılarımız genellikle çift makina ile çalışıyor. Sanırım ben henüz adanmış bir yürek değilim 🙂 “Aman kim uğraşacak, bir kare de eksik olsun” diyerek çoğu zaman lens değiştirmek istemiyorum. Lens değiştirme pratiğini ya tam kazanamadım ya da alışamadım.

Diyaframı objektifden değiştirmek harika bir özellik. Çekim esnasında objektife tutunan elinizle extra bir çabaya girmeden çok rahat değiştirebiliyorsunuz. Ayrıca ara stopları tekerlekler ile değiştirmek de ışığın hafif değişkenlik sağladığı yerlerde size kolaylık sağlıyor. Ana bir ışık değeri üzerinde artı eksi yapmak sizi güvende tutuyor. Çok aşırı pozlandırma kararsızlıkları oluşmuyor bu sayede.. İso ve Enstantene tekerleri (teker mi demek doğru bilmiyorum) ise güzel yerlerde duruyor. Bu konudaki tek sıkıntım ise iso’daki L ayarına yanlışlıkla birkaç defa düşürmüş olmam. L ayarı 200 isodan daha düşük değerlere ulaşmayı yazılımsal olarak sağlayan bir değer. Ancak bunu yaparken size RAW değil Jpeg sonuçlar veriyor. Bu benim hoşuma gitmiyor. L için belki ayrı bir kilitleme olmalı diye düşünüyorum. 200 isodayım zannederken çekim coşkusuyla L’ye geldiğini fark edemiyorum. Bu yüzden üzüldüğüm çekimlerim oldu.. Çünkü jpeg sevmiyorum.. Çekim esnasında RAW toleranslarını hesap ederek çektiğimden jpeg benim çok da işime yaramıyor. Ben jpeg kullanmasam da jpeg çekmeyi düşününenler için farklı bir deneyim olan film benzetimi seçenekler ile çok güzel sonuçlar elde edilebiliyor. Jpeg demişken aklıma güzel bir özellik geldi. Ben RAW çektiğim için makina bunu mobil telefona aktarmama izin vermiyor. Doğal olarak sadece Jpeg görüntüleri aktarabiliyor. Menüden raw fotoğrafları işleyip formatını değiştirebiliyorum. Bu sayede mobil cihazlarıma da fotoğrafı gönderebiliyorum. Mobil paylaşımı çok yapmam gereken durumlarda RAW+ S Jpeg belki daha akılcı bir çözüm ama o da şimdi aklıma geldi 🙂

Çoğu fotoğrafçı arkadaşım bugün hava kapalı ya da yağmurlu diyerek fotoğraftan vazgeçer. Ben ise kapalı ve yağmurlu havaları beklerim.. X-T1 suya dayanaklı olmasına rağmen suya dayanıklı bir lensi yoktu. Bu yüzden sanırım birkaç model üretildi. Benim imdadıma yetişen ise 18-135 oldu. Makina ve lens su geçirmediği için yağmurda korkusuzca yürüyebiliyorum diyeceğim ama hayır yine de korkuyorum. Makinaya su gitmiyor ama önüne yağmur damlaları denk geliyor. Sebebi ise parasoleyin çok garip bir tasarıma sahip olması.. Parasoleyleri neden o kadar ince ve dantelli yaparlar ki.. Yağmur damlaları anında mercekte. Üstelik güneşli havalarda da bazen lens flare’ye yakalanabiliyorsunuz.. 56 mm, 55-200mm gibi bazı lenslerindeki parasoleyler gayet uzun ve iyi.. Ama bendekileri ben sevmedim. Çözüm için uğraştım mı? Hayır .Parasoleyleri objektife takmak için ise işaretleri eşleştirmek gerekiyor. Eski DSLR alışkanlığımda çat diye objektife dayayıp iki sağa bir sola yapıp oturtuyordum. Ama bunda başaramıyorum illaki o küçücük noktalar eşleşecek.. Bu bazen sinir bozucu olabiliyor 🙂

X-T1 10-24 mm

Bahsettiğim parasoley

  Kısayol tuşlarına ilk günden noktasal odak seçimini atamıştım. Hala o şekilde devam ediyorum. Bu yüzden hızlı netleme yapabiliyorum. Önceki DSLR arşivlerimde çok fazla odak kayması yaptığımı farkettim. X-T1 ile çekim firem çok az. 100 çekimden 3-4 tanesinde titretme ya da yanlış yerden netleme yapıyorum. DSLR’ler optik netleme yaparken, aynasızlarda sensör üzerinden netleme yapıldığı içim köşelere kadar noktasal tercihde bulunabiliyorsunuz.. Bu da ayrı bir güzellik. Netlik X-T1 de en beğendiğim özelliklerden bir tanesi. Çünkü bugüne kadar bu konudan çok dilim yanmıştı.. Hızda ve kararlılıkta sorun yaşamadım. Aşağıdaki fotoğrafı seri halde çektim. Hiç birinde netlik sıkıntısı yaşamadım.

X-T1 18-55 mm

-Makinanın pil süresi 300-350 kare civarında bir enerji sağlıyor. Bu durumu çözmenin iki yolu var. Birincisi battery grip edinmek, ikincisi ise yedek pil taşımak. Battery Grip tek pil alabiliyor ve makina büyüyor. Bu tamamen kişisel bir durum olsa da ben yedek batarya taşımayı daha çok tercih ediyorum. Hem az yer kaplıyor hem de makinayı büyütmüyorum.

Makinanın menüsü basit bir şekilde dizayn edilmiş. Aradığınızı bulmanız çok kolay. Q menüsü ile zaten çok kullandığınız özelliklere çabucak ulaşıyorsunuz. Olabildiğince de kişiselleştirilebilen bir menüsü var. Ama genel olarak benim menüde pek işim olmuyor. Kart formatlamak, çekim kalite ayarını kontrol etmek dışında pek girdiğim söylenemez. Çoğu ayarlarımı standart değerlerde tutuyorum. Özellikle jpeg çekenlerin Q menüsünde daha fazla ayar kontrolü yapması gerekir. RAW çektiğim için hemen hemen hepsini sonradan ayarlıyorum. Menü ile ilgili kişisel olarak beğenmediğim şey ise yazı fontu. Ayrık ve köşeli font sayesinde sanki LCD ekranın çözürlüğü düşük gibi bir his yaşıyorum (eski atari oyunları gibi). Halbuki LCD piksel değeri yüksek. Menü renklerini değiştirmek gibi bir seçenek olsa da, font ile değişiklik yapılamıyor. Bir güncelleme hakkım olsa bunu isterdim 🙂 . Makina arkasındaki yön tuşlarının biraz gömülmüş olması nedeniyle biraz baskı uygulamak gerekiyor gibi yorumlar okumuştum. Ama nedense benim için bu bir sorun olmadı. Belki de ellerim zariftir 🙂 Yeni çıkan gümüş tasarımda bu tuşların daha dışarıda olduğunu söyleyebilirim. Gümüş tasarım çok güzel demiş miydim ? 🙂

Elektronik vizöre de alışalı aylar olmuş.. Aynasız sisteme geçerken ki en büyük tereddütlerden biri buydu benim için. Şimdi bu durumu kanıksadım. EVF (elektronik vizör) ile optik vizör arasında artı ve eksi durumlar hala var. EVF de çekim pozlamasını ve renklerini de görebilmek bir avantaj. Optik vizör ise her şartta size karşı tarafı gözünüz gibi gösteriyor. Elektronik vizör gözünüz gibi olmadığı için karanlık ortamlarda görüntüyü size göstermeye çalışırken şartlarını zorluyor ve bu bize kalitesiz bir görüntü olarak çıkıyor. Bu bahsettiğim şey tamamen ışıksız ortamlardaki şartlar için geçerli. Yıldız pozlayım derseniz vizör ya da lcd den çıplak gözle gördüğünüz yıldızları görmek çok zor. Yıldız pozlamadığım için bu benim için sorun değil. Uzun kullanım testinde makinanın maharetlerini tüm yıla dağılmış bir şekilde ve değişik koşullara göre deneyimlediğimden istisnai durumlardaki kabiliyetini de görmüş oluyorum. Fujinin Hybrid vizör diye bir teknolojisinin gerçekten çok işe yarayan bir şey olduğunu farkettim. Bu arada X-T1 de hybrid vizör yok. Yani X-T1 istediğinizde optik istediğinizde elektronik olmuyor. X pro-1, X100s-t gibi modellerde var. Bu farkındalığı ise Erciyes’de fotoğraf çekerken yaşadım. Normalde karla kaplanmış bir araziye baktığınızda gözümüzün bunu dengelerken zorlandığını hepimiz biliriz. (benim bilimsel açıklamam da ancak bu kadar olur 🙂 Yani şöyle.. Kara alışan gözümüzle cep telefonu ekranına baktığımızda daha zor görürüz. Benzer bir durumu elektronik vizörle de yaşanıyor. LCD ekrandan zaten görmeyi beklemiyorum ama aynı görüntü kaybını vizörde de yaşamak beni biraz şaşırttı. Görüntüyü sadece seçebiliyorsunuz, detayları göremiyorsunuz..Görüntüyü daha açık seçik görmek için EVF parlaklık ayarı arttırılabilir gerçi ama ben o zaman uğraşmayıp bildiğim yoldan gittim. Yok ben ayarlamam ama yine de aynasız kullanmak istiyorum diyorsanız Fujifilm X -pro ya da x100 serisine yönelmeniz gerekecek.

X-T1 18-135 mm  İlk izlenimlerde dokunmatik ekran olsaymış keşke demiştim.. Ama eksikliğini hiç hissetmedim. Aksine beni yavaşlatacağını bile düşünmeye başladım. Yani bir elimin deklanşörde diğer eliminde LCD ekran üzerinde olması çekim pozisyonunu kaybetmenize neden olabilir. Yine de bazı durumlarda avantajı olacaktır. Yani olsun da biz yine de gerektiği durumlarda kullanalım. Çektiğim fotoğraflar üzerinde gezinme, gerektiğinde büyütme gibi işlemleri yine hızlıca yapmak mümkün. İzleme menüsü ile ilgili çok seçenek var ama genelde slayt vs gibi şeylerle hiç uğraşmadığım için yorum yapmam doğru olmayacaktır. İSO tekerinin (yine teker dedim ama umarım doğrudur) altında yer alan ayarlar ise çok akılcı bir yerde duruyor.. Seri çekim yapmam gereken çok durum oldu. Tek hareketle extra bir arayışa girmeden ordan yapabilmek çok pratik geldi bana. Yine aynı yerden panorama, çift çekim gibi ayarlarda yapılabiliyor.. Makinanın ön sol tarafına yer alan fokus modları ise yine olması gerektiği yerde. Sürekli netleme, manuel netleme ve otomatik netleme ayarlarını yapabiliyorsunuz. Bana doğru koşan atlarda AF-C modunu epeyce test ettiğim söylenebilir. Netleme de hiç sorun yaşamadım. Gelelim en önemli konuya, fotoğraf kalitesine.. Benim bu makinayı benimsememe neden olan en önemli faktör fotoğraf kalitesi. Kolay kullanım, hacim küçüklüğü ve hafifiliği gibi konular elbette güzel şeyler ancak kalitesi iyi değilse benim için hiç bir anlamı yoktur. RAW çekip üzerinde tonlama yapan ve belli yöntemler uygulayan biri olarak olmazsa olmazlarım var. X-T1 bir konu hariç tüm beklentilerimi ve ihtiyaçlarımı karşıladı. Daha önceden FF kalitesine alışmış biri olarak APSC sensörde bunu yapabileceğimi düşünmezdim. Aynasız makinalara genellikle seyahat ve tatil makinası gözüyle bakmak gibi bir eğilimimiz var. Belki de bunu markalar yanlış reklam ve pazarlama faaliyetleri nedeniyle oluşturmuş olabilir. Fakat X-T1 seyahat makinası gibi durmuyor. Profesyonel ihtiyaçları karşılayan bir makina. Zaten seyahat makinası dediğimiz şey biraz da anı fotoğraflarını kaydetmeye yönelik cihazlar. Bunu küçük herhangi birmakina sağlayabilir. Daha küçük ve daha hafif sensörlü makinalar o anlamda daha isabetli bir tercih olacaktır. X-T1‘in sağlamaya çalıştığı şey full frame konforunu küçük bir gövdede sağlatmaya yönelik gibi duruyor. Bildiğim kadarıyla da planları arasında bu yüzden FF bir makina yok. İlk izlenimlerimde karşılaştığım fotoğraf kalitesi farklı koşullarda da bana benzer bir deneyim sağladı. Az ışıklı, çok ışıklı, sisli , tozlu, yağmurlu, karlı her ortamda özellikle bu yönüyle de inceledim.

Detay verebilme kabiliyeti üst seviyede. Renkleri ve geçişleri çok güzel veriyor. Bahsettiğim bir konu ise makinanın açık gri tonları beklediğim gibi verememesi. Orta ve koyu tonlarda ton geçişlerini çok iyi alabiliyorum ama beyaza yakın grilerin beyaza dönüştüğüne şahit oluyorum. Bunu en çok da güneşli bir havada bulutların arasına saklanmış bir güneşi çekerken farkediyorum. Normalde güneşin parlaklığının 10,9,8… şeklinde basamak basamak azalması gerekirken 10,10,8,7.. şeklinde azaldığını gözlemliyorum. Yani arada bir basamak ton kayıp ve beyaza dönüşmüş durumda. Bu konuda bir güncelleme çok iyi olacaktır. Bu bahsettiğim sorun aslında bir çok makinada var. Sadece FF ve düşük pikselli makinalarda pek yok. Çünkü onların Dynamic Range aralığı haliye yüksek. X-T1’in de bu yönünün iyileştirilmesi makinayı çok daha iyi hale getirecektir. Bu durumun belki de bilmediğim bir çözümü vardır. Bu konuda da ilgili kişiler belki bu yazıya istinaden yardımcı olabilirler. Yumuşak ışıklarda bu sorunlarla karşılaşmadığımı da belirteyim.

Dynamic Range aralığı beyaz tonlara doğru azaldığını gözlemliyorum

  X-T1  İSO performansına diyecek söz yok. Büyük rahatlık. Acaba burda makina yeterli gelir mi? Noise oluşur mu? gibi sorularla uğraşmıyorsunuz. 1600 İSO’ya kadar gönül rahatlığı ile kullanabiliyorsunuz. Teknik ayrıntıları çok fazla bilmiyorum ancak bu makinalarda farklı bir sensör teknolojisinin kullanıldığını biliyorum. İlgilenenler farklı yazılardan ya da incelemelerden konuyu araştırabilir. Çoğu düşük ışık koşullarında İSO ayarını autoya getirerek çekim yapıyorum. İSO’nun yükselmesinden endişe duymuyorum. Wİ-Fİ artık olmazsa olmaz özelliklerden bana göre. Zaman zaman benim de çektiklerimi anında paylaşmam gerektiği durumlar oldu. Wİ-Fİ özelliği sayesinde dosya aktarımını rahatlıkla mobil cihazlarıma yapabildim. Makinayı uzaktan kumanda etmek için de telefonunuza yüklediğiniz uygulamayı kullanabiliyorsunuz. Netleme ve çekim değişkenlerini telefon üzerinden de yönetmek mümkün. Ancak Apple Store mağazasında Fujifilm diye arattırdığınızda Fuji’nin yaptığı ve birbirine benzeyen 3-4 uygulama ile karşılaşıyorsunuz. Bunların hepsini ben indirmiştim. Ama içlerinden sadece biri benim makinayla eşleşiyor. Hepsinin ikon resmi yeşil olduğu için de her defasında şaşırıyorum 🙂 Neden silmiyorsun diğerlerini diye sorabilirsiniz. Cevabım basit.. Unutuyorum 🙂 Uygulamaların Cam Remote, Camera APP, Photo Receiver gibi isimleri var. Bence bu uygulamalar tek başlıkta toplanmalı. Farklı amaçları olsa da tek uygulamadan erişmek bence daha efektif olacaktır.

Uzaktan kullanım

  Biraz da Lens deneyimlerimden bahsetmek istiyorum. Kullandığım lensler; 18-135 mm (sık kullandığım) 23 mm 1.4 (favorim) 10-24 mm (keyif aldığım) 55-200 mm (olmalı) Bunların dışında 18-55 mm, 50-230 mm ve 56 mm 1.2 ile de çekim yapma şansım oldu.. Son zamanlarda en fazla kullandığım lens ise 18-135 mm oldu.. Lens kullanımım için çıkış noktamda öncelik odak aralığı. Bu yüzden sahada hızlı bir akış ve değişken durumlarla karşılacağımı öngörüyorsam 18-135’i takıyorum. Lensin sevdiğim özelliği ise 5 kademeli titreşim önleme sisteminin olması. Normalde VR, IS kullanırken etkisini bu denli hissetmemiştim. Kullandığım lensler içinde en etkili titreşim önleme teknolojisine sahip diyebilirim. Bunu test etmek için titireşimi en çok hissedeğim seviye olan 135 mm değerine getirip belirli aralıklarda alacakaranlıkta çekim yaptım. 1/15 ve 135 mm değerinde tüm çekimlerim net çıktı.  Lensin dezavantajı ise diğer lenslere göre büyük olması. Sistemi biraz büyütmüş oluyorsunuz. Ama 18-55 de benim icin yetersiz bir aralık olduğundan 18-135 büyük olmasına rağmen bana daha yakın geldi. 18-135 mm Örnek Çekim..

10-24 ise olmazsa olmaz lenslerimden biri. Son zamanlarda çekimlerimi İnstagram ortamında paylaşıyorum. Kare formatta İstediğim sonuçların çoğunu ise bu lensle elde ediyorum. Tarzım gereği belli açılarda ve yüksekliklerde çekmem gerekiyor. Bulutlarda dramatik bir etkiyi elde edip, modellerin fotoğraf içindeki ölçeğini de korumak istiyorsam bu lensden başkası çözüm olmuyor. Yine modelin ayağını arka plandan kurtarmam için modele yaklaşmam gerekiyor. Yine dramatik etkiyi kaybetmeden bunu ancak 10-24 mm ile sağlayabiliyorum. Ayrıca geniş açıdan kaynaklı zaten extra bir dramatik etki veriyor. Lensin keskinliği ve kontrast seviyesi ise ortalamanın üstünde. Çok keyif aldığım bir lens..

10-24 mm Örnek Çekim…

23 mm 1.4 ise favori lensim.. 23 mm ile çekeceğim konular diğer çekimlerime nispeten daha az. Ama onu yanımdan ayırmıyorum. Zaman zaman yaşamın içine girip kareler çekiyorum. 23 mm’lik açı tam olarak yaşama temas eden bir aralığa sahip. Gelmiş geçmiş usta belgesel fotoğrafçıların neden sadece bu lense yöneldiğini daha iyi anlıyorum. Daha önce herhangi bir makinanın 23 mm sini kullanmadım. Bunu ilk defa Fuji’de kullanıyorum. Elimdeki lensler içinde en keskin sonuç veren lens bu. Portre çekimlerimi bu lensle yapmaya gayret ediyorum. 56 mm de etkili bir aralık olmasına rağmen 23 mm ile çekilen portre benim için daha etkili. Çünkü sadece yüzden oluşan portre fotoğrafları çekmiyorum. Çektiğim insanların yaşamlarından çeşitli unsurları da kadraja dahil etmek istiyorum ..56 mm Fujifilm kullanıcılarının en popüler objektifi fakat benim çok fazla ilgi alanıma girmedi henüz. Çünkü o yönde çekimlerim olmuyor. 23 mm Örnek Çekim..

55-200 mm ise tele ihtiyacımdan kaynaklı olarak yanımda bulundurduğum bir lens. Bir süre 50-230 mm kullandım ama giriş seviyesi bir lens olduğu için kontrast ve keskinliğini beğenmemiştim. Ama yine de açısından kaynaklı olarak çekimler yapmıştım..

50-230 mm Örnek Çekim..

 

Kısaca kullandıkça daha çok alışıyorsunuz. DSLR kullanmak çok zor gelmeye başlıyor. Yeni bir makina arayışına girmiyorsunuz . Bunun yerine  gelecek güncellemelere yoğunlaşıyorsunuz.  X-T1, ileri ya da orta seviye bir amatör fotoğrafçının tüm ihtiyaçlarını karşılar nitelikte.  Bu süreçte tanıdığım bazı arkadaşlarımın FF setlerini terk edip aynasız modellere  geçtiklerine şahit oldum. Sanırım birkaç yıl içinde aynasız fotoğraf makinalarının oranı DSLR kullanıcılarından daha fazla olacak.

 

Orjinal fotoğraflara bakmak isteyenler linkten indirebilirler.

https://www.dropbox.com/sh/trdtpbynunim7j4/AADrp6EZOIn7spJReT6kKAyPa?dl=0

 

2015 Haziran ayında çıkan 4.0 güncellemesi ile ilgili bilgi ve deneyimlerimi okumak için tıklayın..

http://huseyintaskin.com/fujifilm-x-t1-4-0-guncelleme/