Yazılar

Fujifilm GFX 50R İzlenimlerim

Bundan yaklaşık 8 ay önce bu makinayı Photokina’da ilk kullananlardan biri olarak deneyimleme şansı edinmiştim. Gerçi bunun adına deneyim demek pek doğru olmaz. Daha çok bir kurcalama olarak adlandırabilirim. Bu kurcalamayı merak edenler aşağıdaki videodan izleyebilirler.

Bu kısa birliktelikten sonra 50R’yi Fujifilm’in lansmanını yaptığı yeni lensiyle bir kez daha deneyimledim.  Onlarca fotoğraf çektim. Zorlu koşullarda kullandım. Makinayı incelemek amacıyla çekim yapmadığım için onun hakkındaki fikirlerim bana daha iyi bir referans oldu. Yani tamamen fotoğraf çekmek için motive olmuştum, makinanın özellikleri, tasarımı ile meşgul değildim. Böylesi bir süreç daha isabetli yorum yapmamı sağlıyor.  Dilerseniz o videoyu da yine aşağıdan izleyebilirsiniz.

Videodan da anlaşılacağı üzere çekim yaptığım yerler ve zamanlar bir ekipman için çok konforlu sayılmaz. Ufak bir buhar banyosuyla makinanın lensi ya da başka aksanları buharlansa çekim sürecim yarıda kalabilirdi. Ya da kar ve yağmur yağışından elektronik aksan zarar görse yine planlarım aksayabilirdi. Neyseki öyle olmuyor. Fujifilm’in kullandığım tüm makinalarında  dış koşullara dayanıklılık özelliği bugüne kadar hep vardı. Aradan geçen 5 yıl içinde sadece bir kez yedek makina olarak arkadaşımın başka marka makinasını Sri Lanka seyahatimde kullanmıştım. Aslında kullanamamıştım. Sri Lanka tropikal bir iklim ve nem oranı bu yüzden çok yüksek. Makina ve objektif ilk gün buharlandı ve son güne kadar öyle kaldı. Belki buharı gidermek için ipuçları vardır. Ama ben o hafta çözemedim bunu. Bu yüzden yeni bir makina alacaksam ilk baktığım kriterlerden biri dış koşullara dayanıklılıktır.

Bu fotoğraf makinası Fujifim tarafından sokak ve doğa çekimlerini orta format konforuyla çekim yapmak isteyen kullanıcılara yönelik çıkartıldı. Fotoğraf makinasının konumlandırılması bu yönde. Çünkü  tasarım dışında GFX 50s ile arasında neredeyse teknolojik bir fark bulunmuyor. İki makina arasında en önemli ve bana göre tek önemli fark tasarım.  O halde biraz tasarımdan bahsedelim.

GFX 50s tasarımda en belirgin özellik daha önce pek görmediğimiz geriye doğru olan çıkıntıydı. Bu çıkıntı bazı kullanıcılar tarafından garipsendiği gibi bazıları tarafından da makul bulunmuştu. Bu çıkıntının teknik sebebi ise sensörün ısınmasını engellemekti. Aynı çıkıntı 50R’de yok. Çıkıntı yok ama biraz enine genişleme var. Boydan kısalan makina enden genişliyor. Aynı zamanda çıkıntı olmadığı için derinlikte azalıyor. Gfx 50s de butonlar yeri daha derli toplu görünüyorken, GFX 50R’de daha serpiştirilmiş duruyor. Rangefinder tasarımın gereği ya da geleneği böyledir belki de .. Bunu tam olarak bilemiyorum. Çünkü rangefinder tasarım tercih eden  biri değilim. Önemli tasarım farklıklarını madde madde yazarsak;

  • GFX50s’de bulunan üst ekran 50R’de yok.
  • GFX50s’de yeterli düzeyde bulunan makina kabzası 50R’de yeterli düzeyde değil
  • GFX 50s’de 3 yönlü açılan arka LCD panel 50R’de iki yönlü açılıyor. Yani sadece aşağı ve yukarı.
  • GFX50’de üstte bulunan ISO kadranı bu makinada yok. Bunun yerine atanarak yine ön veya arka kadrandan yapılabiliyor.
  • GFX50s’de arka tarafında bulunan yön butonları 50R’de yok. Bunun yerine sadece joystik kullanılabiliyor.

 

Bana göre şekli dışında en bariz işlevsel tasarım unsurları bunlar. Benim açımdan bu maddeler içerisinde en önemlisi üst ekranın olmaması ve tutma kabzasının fazla derin olmaması. Bunun dışında olan farklılıklar çekim konforunu etkileyecek düzeyde değil. Üst ekran ise gece çekimlerinde ve alttan yapılan kadrajlarda ayarları kontrol etmek için faydalı. Makina kabzası ise uzun süreli çekimlerde elinizi yorabilecek ve parmaklarınızı rahatsız edebilecek bir tasarıma sahip. Bundan şikayetçi olanlar extra olarak bir grip takarak bu sorunu çözüyor.

Buraya kadar saydıklarım bu makina için kırpılmış ya da eksiltilmiş izlenimi verebilir. Bunun nedeni ise kendi fiyat sınıfında orta format makina olmadığı için kendisinden %25 daha pahalı olan GFX 50s ile karşılaştırıyor olmam.  Sanırım GFX 50R’nin en önemli problemi bu olacaktır. Bulunduğu kulvarda yalnız olması nedeniyle  hep büyük kardeşi ile yarıştırılacaktır.  Bunu şöyle bir örnekle açıklayabilirim. X-T3  ile X-E3 benzer çekim kalitesine sahip olmasına rağmen kendi arasında karşılaştırılmaz pek. Nedeni farklı kulvarlarda ve farklı kullanıcılara yönelik olmasındandır. Birinde bulunan bir özellik diğeri için çok önemli olmayabilir. Kullanıcı açısından en yüksek fiyatlı her zaman en kullanışlı olmayabilir. İşte tam da burada “aynı çekim kalitesini neden %25 daha ucuza almayım ki?” diyen kullanıcılar için yukardaki tasarımsal farklılıklar çok önemli olmayabilir.

50R-Canon

 

GFX 50R ebat olarak ise bazı aynalı  full frame makinalardan küçük bazılarıyla ise benzer boyutlarda.  Ağırlığı ise 775 gram.  Birkaç örnek vermek gerekirse Nikon D5 1415 gr, Canon 1DS 1155 gr ağırlığında.  Aynasız full frame olan Nikon Z7’den 100 gram, Sony A7R3’den ise 120gr daha ağır.  Doğada ve sokakta medium format kalitesinde görseller elde etmek için GFX50R oldukça hafif bir seçenek.

Full frame bir sensörden 1.7 kat daha fazla bir sensör büyüklüğüne sahip orta format makina kullandıktan sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Bu yan etkisi bende hala devam ediyor. Aklınızın karışmasını istemiyorsanız sakın denemeyin :)Başka makinalar ile çektiğim her fotoğrafta acaba bu GFX’de nasıl görünürdü diye sürekli aklımdan geçiyor. Bu kalite eşiğini  sağlayanlar ise kısaca  dinamik aralık, detay ve ISO.  Herhangi bir full frame makina ile elde edilemeyecek büyük sensörün bu avantajlarını full frame boyutlarında ve ağırlığında elde edilebiliyor olmak, fotoğrafçılar için yeni bir küme yaratıyor. Orta formatçılar. Elbette orta format yeni bir şey değil ama aynasız teknolojiyle birlikte küçüldü, hafifledi ve hızlandı.  Eskiden her an her yerde çıkarılıp çekim yapılamayan orta formatlar  artık çıkar ve çek kıvamında. GFX 50R tam olarak burada duruyor aslında.

Bitlis’de çekim yaptığım süre boyunca GFX 50R’yi 100-200 mm ve 23 mm  objektifle kullandım. 100-200 mm’nin lansman çekimini yaptığımız için diğer lensleri pek kullanamadım. Çok az yerde 23 mm’yi denedim. Aşağıda bu çekimlerimden bazı fotoğrafları görebilirsiniz.

 

GFX kullanırken hangi lensleri tercih ediyorum?

Benim için şu anki ideal set 32-64 mm, 63 mm, 110 mm.  Yerel portreler çekerken 63 mm’nin bokehini ve yarattığı atmosferi çok seviyorum. 32-64 ise makinanın üzerinde sürpriz görseller için genişletilmiş bir seçenek olarak sabit duruyor. 110 mm çok az kullanıyor olsam da beauty tarzındaki fotoğrafları bununla çekiyorum.

 

GFX 50R mi? GFX 50S’mi?

Çekim kalitesinde fark yok. Tasarım farkı var. Hangisi sıcak geliyorsa onu tercih edebilirsiniz. Sonucu değil süreci tercih etmiş olacaksınız. Ben profesyonel stüdyo çekimlerimiz için GFX 50s aldım. X-T3’den gelen tasarım alışkanlığı buna en büyük etken. Böyle bir alışkanlığım olmasaydı sanırım GFX 50R bütçe açısından daha uygun gelecekti bana.

 

Full Frame mi,? GFX 50R’mi?

Video önceliğiniz yoksa GFX50R size daha yüksek bir fotoğraf kalitesi sunacaktır. Çünkü GFX 50 serisi video öncelikli bir seri değil. Ben GFX50R tercih ederdim. Çünkü çektiğim fotoğrafları sergilerken ya da satış yaparken bu kaliteye ihtiyaç duyuyorum.  Video için ise X-T3 kullanıyorum.

 

Başlangıç için hangi lensi almalıyım?

Sokak fotoğrafçıları zaten 45 mm’yi seçeceklerdir. Çünkü FF olarak 35 mm’ye denk geliyor. Doğa manzarası çeken biri olsaydım kesinlikle 23 mm yanımda bulundururdum. Doğa ve sokak karışık çekilecekse 32-64 mm tercih edilebilir.

 

Başka bir inceleme yazısında görüşmek üzere..

 

 

 

 

 

Fujifilm GFX 50s ile 20 gün

English version

İlk izlenimlerim için burayı, kendi çektiklerimden oluşan örnek  RAF dosyalarını indirmek için ise burayı tıklayın.

Aradan geçen 20 günlük sürede GFX 50s’in neredeyse birçok özelliğini kullandım. Bir haftalık ilk izlenimlerimden sonra çok daha fazla fotoğraf çektim. Gece, gündüz, portre, manzara içerikli fotoğrafların yanı sıra stüdyoda da denedim. Bu  makinayı merak eden birçok fotoğrafçı farklı sensörlerle farkını ya da kullanım alışkanlıklarını merak ediyor. Özellikle daha önce orta format makina  kullanmamış insanlarda bu merak çok daha fazla. Geçmişinde orta format tecrübesi olanlar ise karşılarına ne tür bir sonuç çıkacağını az çok kestirebiliyor.

Menü

GFX 50s diğer Fujifilm modellerinde olan menü ile birlikte geliyor. Menüler arası geçiş yapmak ve ayarları güncellemek oldukça basit. Çok kullandığınız menüleri “My Menu” başlığında toplayabiliyorsunuz. Böylece sık kullandığınız parametreleri değiştirmek için her defasında ilgili yerlere gitmiyorsunuz. Benim de bu menüye eklediğim yaklaşık 10 tane özellik var.  Fakat şöyle bir sorun var. Bir ayar yapıp, o sonucu deneyip tekrar gözden geçirmek istediğinizde en son kaldığınız yere değil ana menüye dönüyor. Bu da haliyle yorucu oluyor. Bir güncelleme ile düzeleceğini düşünüyorum.

Üst LCD Ekranı

Fujifilm X-T1 ve X-T2 de olmayan bu ekran, özellikle gece çekimlerinde ya da iç mekan çekimlerinde çok işe yarıyor. Makina kapalı olduğunda da çalışan bu ekranda çekim değişkenlerini, çekebileceğiniz fotoğraf sayısını vb ayarları görebiliyorsunuz.  Aynı zamanda video menüsüne geçtiğinizde video ayarlarını gösteriyor. Bu kadar kapsamlı olmasa da küçük bir üst gösterge ekranının X-T2’de de olmasını isterdim. Teknolojisini araştırmadım ama e-book’lardaki e-ink teknolojisini anımsattı bana. Parlak ışıkta bile çok rahat görünüyor.

Arka LCD ekran

LCD’si açılmayan bir makina kullanamıyorum artık. Benim için olmazsa olmazlardan. GFX 50s’de de hem dikey hem de yatay açabilmek için esnek LCD ekran  kullanılıyor. Dikey olanını hiç kullanmadım. Ne zaman kullanırım onu da bilmiyorum. Dikey çekimlerde işe yarayacağı söyleniyor. Pek dikey çekimler yapmadığım için kullanma fırsatım olmadı. Çekim yaptığım süre boyunca default parlaklık ayarının bazı çekimlerde beni  yanılttığına şahit oldum. Verilen parlaklık değerinden -2 yaparak bu durumu çözdüm. Yeni makina alan birisi bence ilk olarak bu ayarı yapmalı. Çoğu fotoğrafım bu yüzden koyu çıktı. LCD’nin dokunmatik olması çok güzel. Çekim yaptıktan sonra parmak hareketiyle fotoğrafa bakıp netlik kontrolü yapmak hem keyifli hem de zaman kazandırıyor. Dokunmatik Af noktası seçimi de yapılabiliyor. Denedim ama doğada çok da kullanışlı değil. Tripodlu sabit çekimlerde ise çok daha işlevsel duruyor. Ama ben olsam yine de hassas çekimler için en küçük AF noktası belirleyip AF kumandası ile hareket ederim. Dokunmatik AF bence daha hacimli nesneler için ideal.  Dokunmatik LCD üzerinde işe yarar bir özellik daha var. Ekranda aşağı ya da yukarı sürükleme hareketi yaptığınızda terazi ya da histogram açılıyor. Bence çok iyi düşünülmüş bir kısayol. Aslında çift parmakla dokunuş , 3 parmakla dokunuş gibi kısayollar ile benzer işlevler eklenebilse çok daha iyi olur. Mesela iki parmağınızla dokunup kaydırma hareketi yaptığınızda o fotoğrafı Wi-Fi ile gönderse.. 3 parmak hareketi ile de çok güzel fotoğraflar çekse 🙂

Kontrol Ayarları

Alışagelenden biraz daha fazla kontrol düğmesi makina gövdesinin üzerinde yer alıyor. Daha fazla fonksiyon atama butonu var.  Video hariç neredeyse tüm ihtiyaçlarınıza yönelik kısa yol seçenekleri var.Bu makina ve  Fujifilm X-T2’de video kısayolunun atanamıyor olması benim gibi hem fotoğraf hem de video çekenler için bir dezavantaj. Her defasında kadran çevirerek video ve fotoğraf arasında geçiş yapmak pozisyonu kaybetmeme neden oluyor. X-T1 kullanırken fotoğrafını çektiğim sahneyi aynı ayarlarda, kadrajı bozmadan videosunu da alabiliyordum. Şimdi ise bir şekilde kadrajı ve konsantrasyonu kaybediyorum. Video menüsüne drive üzerinden iki hamlede ulaşılabiliyor. Farklı olarak ISO kadranı üzerinde C ayarı gördüm. C’ye getirdiğinizde ISO’yu üst kadrandan değil ön ve arka kadranlardan çevirebiliyorsunuz. Bu bence iyi bir özellik. Çünkü vizörden bakarken enstantane, diyafram ayarını yapabiliyorken, ISO için bunu yapamamak bir eksiklikti. Vizörden bakarken saniyeler içinde çekim değişkenlerini yönetebilmek iyi olmuş. Bunu yapabilmek için enstantane ayarını T moduna almak gerekiyor. T moduna aldığımızda 1/16000 ile 60 dakika arasında bir çekim süresi belirleyebiliyoruz.  1/4000 mekanik Shutter var. Sonrasında ise elektronik shutter.  Özellikle açık diyaframlı bir ojbektif kullandığınızda enstantene 4000 değerlerinin üzerine çok rahat çıkıyor. 63 mm obejktifi kullanırken birkaç defa bende elektronik shutter kullandım. Daha önce X-T1 de rastlamadığım bozulmaları bazı fotoğraflarda gördüm. Fotoğrafta yumuşak yamulmalar oluşuyor. Bu her çekimde olmuyor ama yine de elektronik shutter kullanırken yedekli çekim yapmakta fayda var. Özellikle o gün soğuk olan Erciyes dağındaki yüksek enstantaneli çekimlerimde   her 10 çekimde 1 fire yaşadım.  Fakat sonraki günlerde aynı hatayla karşılaşmadım.

ES örnek bozulma. 1/6400 Shutter f:2.8

Diyafram halkası üzerinde de C modu var. Yine aynı şekilde kontrolü kumanda tekerine verebiliyorsunuz. Bu ayarı kullanacağımı sanmıyorum. Tripodlu ve basamaklı  çekimlerde objektif üzerinden diyafram çevirmek kimi durumlarda eksen kaymasına neden olabilir. Böyle durumlarda kullanabilirim diye düşünüyorum.

Kısayol tuşlarına ben ne atadım?

  • Kendi kendine çekim ayarı
  • Pozlama kipi önizleme
  • AF alan belirleme

Özelikle pozlama önizleme için kısayol atamak karanlık ortamlarda ne çektiğimi görmem için fayda sağlıyor. Bir de stüdyoda flaşlı çekimlerinde sahneyi görebilmek için pozlama kipini kapatmak gerekiyor. Diğer kısayol tuşlarını  fabrikasyon ayarında kullanıyorum.

AF-S ,AF-C,M ayarları ise yine kolay ulaşılabilir bir noktada. Drive modu ise kadran olarak değil, buton olarak geliyor. İçerisinde basamaklama modları var. Ama panaroma çekim modu yok. Seri çekim olarak ise diğer x modellerinde olan CH ve CL modu yok. Sadece bir tane seri çekim ayarı var. Zaten saniye de 3 kare çekim yaptığı için böyle bir ayar konulması da gereksiz olurdu.

Batarya

Makinanın sol yan tarafında kullanılan ve 400-500 kare çekim yapabilen bir pil kullanılıyor. Çekimlerimde bir günü çıkarabiliyorum. Ama yine de yedek bir pil gerekiyor. Makina üzerinden dahili olarak pil şarj edilmiyor. X-T2 bu yönüyle sehayat fotoğrafçıları için büyük bir eksikliği halletmiş görünüyor. Benzer özelliğin GFX 50s’de de olmasını isterdim. Extra grip kullanmayı genel olarak tercih etmiyorum.

Hafıza Kartı

Takıntılı olduğum konulardan bir tanesi de kart seçimi ve makinaların sağladığı kart desteğidir. UHS-2 hızını destekleyen iki kart takılabiliyor bu makinaya.  Ben Fujifilm markalı 64Gb UHS-2 destekleyen kart kullandım. Seri çekimlerde herhangi bir tıkanma yaşamadım. Ama UHS-1 kartı koyduğumda seri çekimlerde birkaç çekimden sonra makina yavaşlıyor. Bu makinayı kullanıp seri çekim yapacağınızı düşünüyorsanız kesinlikle UHS-2 almalısınız. Marka tavsiyesi isterseniz şayet Fujifilm üzerinden en hızlı çalışan Lexar 2000x kartını tavsiye ederim. Ben de bu karttan vardı. Fakat  bilgisayara uzun süreli takılı unutuca, çantaya koyup çıkarırken deforme oldu ve bozuldu. Tekrar edinmeyi düşünüyorum.  Ben seri çekim yapmayı düşünmüyorum diyorsanız da 60-90 mbps civarında veri yazan  UHS-1 yeterli olacaktır.

Stüdyoda Kullanım

Daha öncede bahsettiğim üzere uzun süredir ürün ve reklam içerikli stüdyo çekimleri yapıyorum. GFX kullandığım diğer makinaların yanında boyut olarak çok küçük kaldı. Bu boyut farkı, ister tripod üzerinde ister elde çekim için diğerlerine nispeten büyük bir avantaj sağlıyor. LCD ekran büyüklüğü ve dokunmatik yakınlaştırma ile çekim kontrolleri, bilgisayara gereksinim duymaksızın yapılabiliyor. Dilerseniz bilgisayara da bağlanarak tethering desteğiyle direk bilgisayar üzerinden çekim yapabiliyorsunuz. Elimin altında uzun bir usb kablosu olmadığı için henüz bunu denemedim. Lightroom üzerinden kullanmak keyifli olacağa benziyor.  Stüdyoda broncolor flaş sitemini kullanıyoruz.  Flaş tetikleyicisini bu makinaya takarak daha önce ışıkları nasıl kullanıyorsam, aynı şekilde kullandım.  Kısacası stüdyoda kullanılabilen en ergonomik orta format fotoğraf makinası GFX50s diyebilirim.

%100 Crop

Çekim kalitesi ise yeni teknoloji olmasından dolayı  daha başarılı. Özellikle sık dokularda karşılaşılan harelenmeye yani “moire” ye rastlamadım. Diğer orta format makinalarda bu harelenmenin olduğu yerde yeşil ve pembe renkler görünmeye başladığında GFX’de bunu görmedim. Detayları verme konusunda da yine bir miktar avantajlı olduğunu söyleyebilirim. Kullanılan lens, uzaklık ve  odak noktası gibi değişkenler nedeniyle bu karşılaştırmaları burada yayınlamayı tercih etmedim. Ama önümüzdeki günlerde Dpreview.com’da bu testler yayınlanacaktır. Yeni jenerasyon orta formatlar ve geçmiş dönem orta formatlar arasındaki karşılaştırmayı açıkcası ben de çok merak ediyorum.

Doğada Kullanım

Doğada kullanımı flaşlı ve flaşsız olarak iki şekilde test etmiş oldum. Normal kullanımda toza, suya dayanıklı olmasının avantajlarını bir kez daha söylemeye gerek yok. Çekim alışkanlığı ve ergonomi olarak bazı şeyler söyleyebilirim. Mevcut lenslerden 32-64 mm ve 63 mm üzerinde titreşim önleme sistemi bulunmuyor. Ben de OIS’li lens kullanım alışkanlığımdan dolayı bu makinayla da aynı özensizlikte net kareler alacağımı düşündüm. Fakat OIS olmadığı için yüksek enstantane kullanmak zorunda kaldım. Ya da nefes kontrolu yaparak daha disiplinli çekmek durumunda kaldım. 120 mm olan lensin OIS’li olduğunu biliyorum. Ama bende o lens henüz olmadığı için deneyemedim. Özetle 1/125 enstantanenin altında daha dikkatli kullanmak gerekiyor.

Dokunmatik ekrandan netleme aktif olduğunda yanlışlıkla eliniz, yüzünüz LCD ekrana değdiğinde AF noktası köşeye filan kayıyor. Tekrar kullanacağınız yere getirmeniz gerekiyor. Dokunmatik netleme tercihi kimi durumlarda işinizi hızlandırırken, bazen de yavaşlatabiliyor.  Kullanıcı bu ayarı  önceliklerine göre kendisi belirlemeli.

Makina iki objektifle birlikte ortalama bir omuz çantasına diğer aparatlarıyla birlikte rahat sığıyor. Ben o şekilde kullandım. Hatta cüzdan ve diğer ıvır zıvırlar da aynı çantadaydı. 63 mm ile makina çok daha hafif ve küçük hale geliyor. 63 mm tam kare formata göre 5o mm’ye denk geliyor. Ama atmosferi azalttığı için benim çok tercih ettiğim bir açı değil. Bu yıl çıkması planlanan ve tam karede 35 mm ye denk gelen objektifle denemeyi bekliyorum. 32-64mm ise kaliteli ve hızlı bir lens. Zoom aralığının kısa olması keskinliği arttırıyor. Bir süre çift makina kullandım. X-T2’nin üzerinden 50-140mm , GFX’in üzerinde ise 32-64 mm vardı. Harika bir ikili oldular. Ama iki makinayı bir arada kullanmak insanı kavram kargaşasına sürüklüyor. Haliyle GFX ile biraz daha dikkatli AF noktası seçiyorsunuz (bene genelde tek nokta kullandım). X-T2 ile de bölge modunu kullandım. GFX ile geniş açı bir çekim yapıp, sonrasında başka bir sahneyi X-T2 ile çekim yaptığınızda X-T2 nin hızı ve netlik tutarlılığı insanı etkiliyor. Fakat eve gelip bilgisayardan çekimleri kontrol ettiğinizde de bu defa GFX’deki detay ve çözünürlüğü X-T2’de göremediğinizde neden herşey tek makinada olmaz ki diye isyan ediyorsunuz 🙂 Yani X-T2 sahibi olupta daha önce orta format tecrübesine sahip olmayan biri “GFX bana ne verebilir” diye sorabilir. Cevabım ise net. Senden biraz hız alıp, karşılığında çok yüksek kaliteli bir fotoğraf  verir. Burada tercih tamamen kullanıcıya ait.  Doğada kullanımda benim hala kafam karışıyor. Yüksek hız mı? Kalite mi?  Başka bir ifadeyle Aps-c sensördeyken FF istemek neyse, FF kullanırken de orta format istemek etmek aynı şey. İkisinde de benzer sıçrama olacaktır.

Fotoğraflarını tamamen sosyal medyada kullanan ve çok fazla detay önemsemeyen biri için X-T2 çok iyi bir seçenektir. Fakat çektiklerini aynı zamanda satacak, büyük boylarda sergileyecek kişiler için GFX daha iyi bir tercih olacaktır. Baskı kalitesi arasında çok fark yaratacak ve her detay, fotoğraf üzerinde görünecektir. Aslında X-T2 ile GFX karşılaştırması tam olarak makina karşılaştırmaya benzemez. Burada karşılaştırılması gereken sensör boylarıdır. Avantajlar ve dezavantajlar  her kullanıcı için kendini gösterecektir.

Burada bahsettiklerim için bir parantez açmakta fayda var. Fotoğraflara iyi ve kalite gibi sıfatları sadece teknik anlamda koyduğumun altını çizmek isterim. Bir fikri ve duygusu olan fotoğrafın -o duyguyu verebildikten sonra- hangi makinadan çıktığının önemi yoktur.  Ama şöyle de bir gerçek var.  Bazı makinalarda istenilen duyguyu daha iyi verebilir. Örneğin hız esnasındaki dinginliği yakalamak isterseniz hızlı bir makina kullanmanız gerekir. Ya da yumuşak arka bokehlerle konunuzu soyutlayıp, yalnızlaştırmak isterseniz bunu verebilen bir sensöre ihtiyacınız olacaktır.

Gerçekten de kafa karıştırıcı bir alet GFX. Bir kere bilgisayardan fotoğrafı büyütüp baktığınızda bir daha aklınızdan çıkmayacak bir kalite eşiği yaratıyor. Ne yapsanız da, aklınız o kalitede kalıyor.

Doğada flaşlı kullanmayı çok detaylı denediğimi söyleyemem. Ama EF-X500 flaşlarla birkaç çekim yaptım. Daha profesyonel paraflaşlarla yeniden deneyeceğim. Bunun için softboxlar,  jenaratörlü sistemler gerekiyor. Işık firmalarının GFX için birşeyler yaptığını biliyorum. Ama ne kadar zamanda son kullanıcıya ulaşır bunu bilmiyorum. Normalde dışarda flaşlı çekimi her marka model ile yapabilirsiniz. Fakat HSS (Fuji’deki karşılığı fp) yani yüksek enstantaneli çekimler için sadece destekleyen modellerle çekim yapabilirsiniz.

AF Deneyimi 

Bir orta formata göre beklenilen üzerinde bir hız veriyor. İlk izlenimlerde AF-C performansı ile ilgili bir video paylaşmıştım. Kontrast algılama yöntemini kullanıyor olmasına rağmen hızlı bir AF sağlıyor. Normalde bilindiği üzere makinalar iki şekilde netleme yapabiliyor. Kontrast ve faz algılama.  Kontrast algılama,  daha yavaş olmasına rağmen faz algılamaya göre daha tutarlıdır.  Faz algılama ise daha hızlı olmasına rağmen, kontrast algılama kadar tutarlı değildir. Son çıkan makinalarda bu iki sistem bir arada kullanılıyor.  GFX ise sadece kontrast algılama yöntemine göre netlik sağlıyor. Orta format ölçeklerine göre çok fazla netlik noktası var ve hızlı bir netlemeye sahip. Bunu diğer orta formatlarla karşılaştırarak siz de farkı daha açık görebilirsiniz.

AF alanı seçiminde ise tek nokta daha istikrarlı bir sonuç veriyor. Bölge seçiminde biraz daha iyileştirme gerekiyor. Makina seçili bölgede, sizin isteğiniz dışındaki farklı bir kontrast alanı tercih edebiliyor. İstenmeyen bu  olasılık, faz algılamalı sistemlerde de var. Bölge seçimlerinde dikkatli olmakta vayda var. Özellikle birbirine geçmiş ton ve renklerde, tek noktayı tavsiye ederim.

Dynamic Range

Makina 14 stop değerinde bir DR sunuyor. Koyu ve açık alanların birinden birini feda etmeden, her ikisindeki tonları da gösterme başarısı  DR olarak ifade ediliyor. Türkçe’deki karşılığı ise “kontrast alan”.. Pratik de ne işe yarayacağı açık. Yani koyu gölgeler siyaha düşmeden, açık gri tonlar da beyaza düşmeden detayları görebilmek gerekir. APS-C formatlar ve çoğu FF bunu istenilen düzeyde çok başaramıyor.

Dynamic Range etkisini en iyi görebileceğiniz yer Photoshop’dur. Koyu alanları birkaç stop açınca fazla kumlanmadan detayları gösterebiliyorsa, ya da tam tersi açık alanları kurtarabiliyorsa DR’si iyidir diyebiliriz. Açıkcası ilk defa DR’si yüksek bir makina ile doğada çekim yapıyorum. Hep merak ettiğim bir konu idi. Çekim yaptığım fotoğraf müdahaleleri yüksek DR’ye ihtiyaç duyuyor.  Fotoğrafın en açık yerine göre pozlama yapıp, koyu alanları sonradan açıyorum. Şu ana kadar göremediğim kadar detay ve ton görebildim. Önceden iki stop açınca karşılaştığım kumlanmaya bu makina da 4-5 stop sonrasında rastladım. Gelin-Damat fotoğrafı çekenler için hem gelinliğin detayını korumak , hem de damatlığın detaylarını gösterebilmek zordur. İşte DR buralarda işe yarıyor. DR’nin benim için bir avantajı ise sinematik tonları daha rahat verebiliyorum. Her geçiş çok yumuşak olduğu içim verdiğiniz bu renklerde bu ara tonlara giriyor. Zengin geçişli bir sonuç veriyor.

Video

GFX50s video konusunu pek  öne çıkarmıyor. 1080p ve 30fps bir çekim sunuyor. X-T2’de ise bu değerler 4k ve 60 fps. X-T2 100 mbps verirken GFX 36 mbps veriyor. Bu değer X-Pro 2’deki değerle aynı. Kağıt üzerinde sonuçlar böyle. Ama orta formatın nimetlerinden olsa gerek ben videosunu çok yumuşak ve derinlikli buldum. Hobi amaçlı çekimler kesinlikle yapılabilir. Slow-motion gerektirmeyen profesyonel işler için de tercih edebilirim. Neticede üzerindeki lensler ile sinematik etki alınabiliyor. Ama X-T2’im varken video için GFX’i tercih etmem. Hem X-T2 ile OIS’li lensler kullanarak elde çekim yapma avantajları da var. GFX ile video çekecekseniz elde çekmeyi unutun. Ya omuzluk ya da tripod gerekiyor. Elde  birkaç çekim yaptım ama hepsinde titrettim. Ben ise doğaçlama video çekmeyi seviyorum. X-T2 ile  10-24 mm ve 50-140mm lenslerle elde güzel sonuçlar yakalıyorum.

Artılar

  • Büyük Sensör
  • Detay Kabiliyeti
  • Dynamic Range
  • FF boyutlarında ve ağırlığında gövde
  • Orta formatlara göre hızlı olması
  • AF-C performansı
  • Dokunmatik Ekran
  • Köşeden köşeye netlikte başarılı keskin lensler
  • Suya, toza ve Soğuğa dayanıklı gövde
  • Çift UHS-2 SD kart desteği
  • Yumuşak bokeh
  • Üst LCD ekran
  • Makinadan çıkabilen esnek vizör
  • Fiyatının diğer orta formatlara göre çok uygun olması

Eksiler

  • 32-64 mm ve 63 mm lenslerinde OIS olmaması
  • Faz algılama olmaması
  • İşlevsel video özellikleri olabilecekken, olmaması
  • Makina üzerinden şarj olmaması
  • Lens çeşitliliğinin henüz az olması (bu yıl 3 lens daha geliyor)
  • Elektronik Shutter hataları
  • Fiyatının çoğu full frame makinaların üzerinde olması (Canon 1dx Mark 2 ve Nikon D5 ile benzer fiyatlarda)